2019 yılı başında kültür-sanat gündemini bu alandaki baskılar ve bu baskıya karşı verilen yanıtlar belirledi. Kültür-Sanat Gündemi Çalışma Komisyonu’nun 1 Ocak ilâ 18 Ocak arasında gündeme aldığı konular dört başlık altında sıralanabilir: Sinema Sansür Yasası, Erdoğan ve Sanatçılar, Oyuncular Sendikası Tartışmaları ve Rap Sanatçılarının Yargılanması. Haberlerin akışına buradan ulaşılabilir.

Sinemada Sansür Yasası

Kültür-sanat alanında kâr paylaşımının yüksek seyrettiği sinema sektörü çok önemli iki gelişmeyi bir arada yaşadı. Ocak ayında mecliste görüşülmeye başlanacak olan sinema filmlerinin desteklenmesi ve sınıflandırılmasıyla ilgili kanun gündemdeyken Türkiye sinemasının üç büyük yerli yapımcısı olan Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar ve Yılmaz Erdoğan 2018 Aralık ayı itibariyle farklı bir gündemle ortaya çıktılar. Bilet hasılatından kendilerine düşen payın yıllardır artmadığını, bunun sürdürülemez olduğunu savunurken, salon işletmecilerinin patlamış mısır ve içeceğin ücretini müşteriden alarak, biletin esas payını düşük tuttuklarını iddia ettiler. Film dağıtımlarını yapan Mars Cinema Group ile bu anlaşmazlıkları sonucu filmlerini bir süreliğine dağıtımdan çekmeye karar verdiler. Patlamış Mısır Krizi olarak adlandırılabilecek bu çatışma, Cem Yılmaz ve Şahan Gökbakar’ın farklı bir dağıtımcıyla anlaşması ile kısmen sonuçlandı ve eş zamanlı olarak Sansür Yasası olarak da adlandırılabilecek yeni yasa yürürlüğe girmiş oldu. Bu düzenleme ile sinema salonu işletmecileri bilet promosyonu yapacaksa yapımcılarla sözleşme imzalayacak. Bilet ile mısır veya başka bir ürünün satışı birleştirilerek yapılamayacak.

Ancak yürürlüğe girecek olan yasanın sansür ve denetim uygulamasının önünü açacak çok kritik maddeleri var. Bu yasaya göre ilgili meclis komisyonunun onayından geçemeyen yapımlar dağıtıma ve gösterime giremeyecekler.  Değerlendirme ve sınıflandırma kapsamına alınmayan filmler ise +18 işareti ile ancak festivallerde ve özel gösterimlerde sergilenebilecek. Ayrıca film ve diziler için destekleme kurulları oluşturulacak, devlet görevlilerinden ve sektör içinden Bakanlık tarafından seçilen üyelerden oluşacak bu komisyonlar desteğin nasıl dağıtılacağına karar verecekler.

Kanundaki bu güncellemeye tepki veren Film Yönetmenleri Derneği 75 yönetmenin imzasıyla bir bildiri yayınladı. Bu bildiride uygun görülmeyen filmlerin gösterime girmesini engelleyen maddenin ve destekleme kurullarının oluşturulmasında sinema sektörü üyelerinin azınlığa düşürülmesini içeren maddenin değişmesi gerektiği vurgulanıyordu. Bildiriyi imzalayan sinemacılar arasında yer alan Yılmaz Erdoğan, daha sonra protesto bildirisinin “maksadını aşan bir şekilde” gündeme getirildiğini belirterek Bakanlığa kanundaki güncelleme için teşekkürlerini sundu. Cem Yılmaz ve Şahan Gökbakar da yeni düzenleme için teşekkür ettiler.

Başka bir kriz de dizi sektöründe yaşanmakta. Dizilerin reklam gelirleri konusunda kanallarla reklam veren şirketler arasında yaşanan anlaşmazlık nedeniyle kanallar 2019’un ilk üç haftasında boykota giderek dizi yayınlamadılar. Bu anlaşmazlığın temelinde ise yaşanan ekonomik kriz yatıyor. Bu konjonktürde de dizilerin devlet tarafından desteklenmesi giderek önem kazanıyor.

Bütün bunlar yaşanırken Kürt sinemacı Kazım Öz hakkında örgüt üyeliği davası açıldığına tanık olduk. 7 yıldan 10 yıla kadar hapsi isteniyor. Ayrıca belgesel yönetmeni Medet Dilek hakkında, Koçgiri İsyanı’nı aktardığı Taş Düğmeler filminde “Atatürk’e hakaret” ve “suça teşvik” gerekçeleriyle suç duyurusunda bulunuldu. Bu gelişmeler Kürt sinemasının yeni dönemde nasıl baskı altına alınacağına dair fikir veriyor. Fakat yeni sansür yasasının olumlu sonuçlarının da olabileceği öngörülebilir. Örneğin değerlendirme kapsamına alınmayan filmler sadece festival buluşmaları ve özel organizasyonlarda gösterilebileceği için bu tür etkinlikler dayanışma ve paylaşım açısından eskisinden daha değerli hale gelmiş durumda.

Başkanlık Sistemi ve Sanatçılar

Seçimler yaklaşırken bir diğer önemli gündem maddesini de Erdoğan’ın marjinalleştirmeye çalıştığı sanatçılar oluşturuyor. Erdoğan’ın konuşmalarında hedef gösterdiği Metin Akpınar ve Müjdat Gezen gibi sanatçıların yanına Rutkay Aziz ve Deniz Çakır da eklendi. Rutkay Aziz, kendisiyle yapılan bir röportajda Fazıl Say’ın Erdoğan’ı konserine davet etmesi hakkında görüşü sorulunca “Cumhurbaşkanı bir Mozart bir Beethoven dinlesin. Belki iyi gelir” yanıtını verdi. Bunun üzerine Erdoğan bu ifadeyi “faşistliğin dik alası” olarak değerlendirdi. Aynı konuşmada Erdoğan Deniz Çakır’ın bir cafe/barda başörtülü kadınları taciz ettiği iddiasına gönderme yaptı ve bunun ardından savcılık harekete geçerek Çakır hakkında soruşturma başlattı. Erdoğan’ın bu suçlamaları bilinçli olarak seçim öncesi gündeme getirdiği ve oluşan kutuplaşma ile kendi tabanını konsolide etmeyi hedeflediğini vurgulayan analizler yayınlandı.

Fazıl Say’ın konserinde Erdoğan’ın plak armağan ederek tebrik konuşması yapması ve basın önünde verilen samimi el sıkışma fotoğrafları kutuplaştırma siyasetine belli durumlarda ara verilebildiğini gösterdi. Fazıl Say’ın ülke içinde konserlerini sürdürebilmek amacıyla “başkanlık sistemine biat” pratiği içine girerek seküler yandaşlar arasında yerini aldığı ortada. Fakat bu biat eyleminin “denklerin uzlaşısı” şeklinde sahnelendiğini de belirtmek gerekiyor. Bu sayede başkanlık sistemi için seküler kesimin rızasının kazanılması hedefleniyor. Hatırlayacak olursak biat süreci 24 Haziran seçimlerinden sonra hız kazanmış, %30’un üzerinde oy almasına rağmen başkanlık sistemini meşrulaştıran açıklamalar yapan Muharrem İnce ve inisiyatifi kaybolmuş bir parlamentoyu muhalefet alanı gibi göstermeye çalışan CHP yönetimi bu süreçte önemli bir rol oynamıştı. 24 Haziran’dan beri sanatçılar ya biat etme ya da yıkılıp gitme ikilemine sıkıştırılmış durumda. Mesleki örgütlenme seçeneği güçlü bir alternatif olarak ortaya çıkamadığı sürece birçok sanatçının biat ettiğine, etmeyenlerin de marjinalleştirildiğine, bastırıldığına, görünürlükten uzaklaştığına tanıklık edeceğiz. Bu konuda seçimlerden sonra yazılmış bir analiz yazısına buradan ulaşılabilir.

Uluslararası tanınırlığı olan Fazıl Say ile el sıkışma fotoğrafının konsere davet edilen ABD’li senatör huzurunda gerçekleşmesini de ayrıca değerlendirmek gerekiyor. Bu jestin ekonomik kriz nedeniyle ABD-AB odağıyla uzlaşma zorunluluğu içinde olan mevcut iktidarın bir dış ilişkiler hamlesi olduğu çok açık. Bu uzlaşma zorunluluğunun kültür-sanat alanında seküler kesimle barışma eğilimine işaret ettiği ise oldukça şüpheli. Devlet erkânı tarafından, seçim sürecinin öncesinden başlayarak kültürel alana atıfta bulunulmasını dikkate almak gerekiyor. Yasama, yürütme, yargı, iş dünyası ve medya üzerinde kurulan Türk-İslam egemenliğinin kültür-sanat alanında kurulamadığı yinelenerek vurgulanıyor. Bu da belli aralar verilse de bu saldırganlığın devam edeceğini ima etmekte.

Oyuncular Sendikası Tartışması

Levent Üzümcü, İskenderun’da yaşadığı oyun engellemesinin ardından Oyuncular Sendikası’nın kendisine destek vermemesi üzerine, sendikanın fahri üyeliğinden istifa etmeye karar verdiğini belirtti. Şebnem Sönmez ise yayınladığı tweet serisi ile tartışmayı farklı bir yöne evriltti. Sendika’nın gezi sonrası süreçte çok üye kaybına uğradığını belirten Sönmez, iktidarın ve yapımcıların baskısı karşısında bir çok üyenin kaybedildiğini vurgulayarak üye tabanında kamuoyu oluşmamasına vurgu yaptı. Bu tartışma katılımcı niteliği ve niceliği azalan üye tabanı ile Oyuncular Sendikası’nın oyuncuların haklarını savunma konusunda yetersiz kalabildiğini gösteriyor. Ancak Oyuncular Sendikası bunun aksini ima eden açıklamalarda da bulunabiliyor. Örneğin yeni sinema yasasının tartışma yaratan ilgili maddesinin sansürü çağrıştırdığını belirten bir açıklamaya imza attı. Sönmez’in iddiası Oyuncular Sendikası’nın kurulduğu dönemdeki iddiaya halen sahip olduğu yönünde. Bunu hem zaman hem de üyelerin inisiyatifi gösterecek.  

Rapçilere Hapis Cezası

Geçtiğimiz günlerde Rap müziği sanatçısı Ezhel’in 2 yıldan 5 yıla kadar hapsi istendi, Ceg ve Server Uraz da hapis cezası aldılar, karara itiraz ettiler. Eğer karar istinaf mahkemesinde onanırsa hapse girecekler. Oldukça geniş bir seyirci ve dinleyici kitlesine sahip rap müzik sanatçıları bu davalarla kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Davalarda suç unsuru olarak “gençleri uyuşturucuya özendirmek” öne çıkarılıyor. Yargı yoluyla sanatçılar baskı altına alınarak şarkı sözleri ve müzik üzerinde dolaylı bir sansür tesis ediliyor. Rapçiler ve dinleyicileri ise #FreeHipHop hashtag’i altında birbirleriyle dayanışma yayınladılar. Bu konudaki gelişmelere önümüzdeki dönemde de eğileceğiz.