Bu değerlendirme aşağıdaki haber akışı temel alınarak hazırlanmıştır:

http://art-izan.org/haber-akisi/4-15-subat-2019-haber-akisi

İç Politika Gündemi

Politik baskılar ve hak ihlalleri

Uzun süredir uygulanan baskı politikalarının aşağıdaki örneklerde görüldüğü üzere bu dönemde de fazlasıyla devam ettiği görüldü:

4 Şubat’ta Diyarbakır'da Lice ve Kulp ilçelerine bağlı 17 mahalle ve bağlı mezralarda sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bölgede askeri operasyon başlatıldığı bildirildi. Aynı gün suç örgütü liderliğinden hüküm giymiş olan Sedat Peker, bir açılışta taraftarlarına Cumhur İttifakı'na destek ve silahlanma çağrısı yaptı. Emniyet Peker hakkında soruşturma başlatmakla yetindi. 7 Şubat’ta, Erdoğan Bayraktar'ın şikayetiyle açılan davada Barış Yarkadaş’a 10 ay ceza verildiği duyuruldu. 12 Şubat’ta CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Ocak 2019’da yaşanan hak ihlallerine ilişkin raporunu yayımladı. Rapora göre bir ayda 208 yaşam hakkı ihlali yaşandı. Aynı gün, Lice ilçesindeki sokağa çıkma yasağı, bağlı 21 mahalle ve mezraları da kapsayacak şekilde genişletildi. 12 Şubat’taki akademisyen davasında daha öncekilere göre şaşkınlık doğuran bir karar açıklandı: İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, ‘Barış İçin Akademisyenler’ bildirisine imza attığı için yargılanan Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Gülsün Güvenli’yi, ilave olarak ‘Şehit ailesini ziyaret etme’ cezasına çarptırdı.

13 Şubat’ta açlık grevinin 98’inci gününde olan HDP’li vekil Leyla Güven, durumunun ağırlaşması üzerine hastaneye kaldırıldı. Edinilen bilgiye göre Güven tedaviyi kabul etmedi. 14 Şubat’ta HDP tarafından, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın cezaevindeki tecrit koşullarının kaldırılması talebiyle HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven'in başlattığı açlık grevinin 100. günü nedeniyle düzenlenen yürüyüş ve konvoya Siirt, Batman, Bingöl ve Mardin'de izin verilmedi. HDP milletvekillerinin polis tarafından tartaklandığı gözlemlendi. Öte yandan açlık grevlerine ilişkin olarak KCK tarafından açıklanan desteğin şekilsel bir destek mi olduğu yoksa Kürt siyasetinde “Öcalan’ın yeniden ihtiyaç haline geldiğinin farkedilmesi” sonucu yeni bir sürece mi işaret ettiği, takip edilmesi gereken önemli bir gündem başlığını oluşturuyor.

Seçim gündemi

Yerel seçimler yaklaşırken ana olarak daha önceki dönemdeki manzaranın devam ettiğini söyleyebiliriz. Bazı önemli gelişmeleri şu şekilde özetleyebiliriz: 4 Şubat’ta Halkların Demokratik Partisi, Antep Büyükşehir Belediyesi için DSP'den adaylığını açıklayan Celal Doğan’ı destekleyeceğini açıkladı. Aynı gün “HDP olarak Beyoğlu’da CHP’den aday olan Alper Taş’ı destekleyeceğiz” açıklaması da yapıldı. 7 Şubat’ta HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, İYİ Parti’nin aday çıkardığı her yerde aday çıkaracaklarını söyledi.

Öte yandan İttifak çalışmalarını tamamlayarak tüm adaylarını açıklayan AKP ve MHP, ittifak yapılmayan 49 ilde iki partinin ayrı adaylarla seçime girmesi nedeniyle bazı yerlerde belediye başkanlıklarını kaybetme riski ortaya çıkınca yeniden masaya oturdu. İttifakın kapsamı 81 ile çıkarılırken, hangi il ve ilçelerde tek adayla gidileceğine, hangi partinin adayını çekeceğine ilişkin ayrıntılar AKP ve MHP heyetlerinin yapacağı görüşmeler sonucunda netleşecek.

Bu gelişmeler, tüm baskı ve yasaklamalara, muhalefetin aciz ve temelde de rejimi meşrulaştırıcı yaklaşımına rağmen iktidar bloğunun siyasete tam hakim olamadığını, seçim sonuçlarından çekindiğini gösteriyor. Bu durum, var olan ekonomik krizin de etkisi ve son günlerde oldukça tartışılan “kültürel hegemonya kurulamaması ve rejimin “biatçı” sanatçı ve aydınlara ihtiyaç duyması” gündemleri de hesaba katıldığında seçimler sonrasında ciddi bazı değişimlerin olabileceğinin işareti olarak yorumlanabilir.

Hatırlanacağı üzere, 2018’deki erken seçim kararının temel olarak 3 nedene bağlamıştık:

1. Ekonomik kriz henüz seçmeni korkutacak derecede derinleşmeden siyasi geleceği garantiye alma çabası.

2. Muhalefeti “hazırlıksız” yakalama (ya da birtakım hazırlıkların önceden haber alınıp önlenmesi) çabası.

3. Dış politikada, özellikle de Suriye’de işlerin Türkiye’nin aleyhine dönme olasılığı, örneğin TSK’nın kısa süre sonra Suriye’de bulunduğu alanlardan çekilmek zorunda kalmasının seçimlere olumsuz yansımasının engellenmesi.

İkinci neden, özellikle de muhalefetin Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimi günü ve hemen sonrasındaki malum (özünde antidemokratik ve adil olamayan seçim sürecini ve yeni rejimi meşrulaştırmaya hizmet eden) tutumu nedeniyle bugünkü yerel seçimler için bir “sorun” teşkil etmiyor. (Kayyım atanan Kürt il ve ilçelerdeki durumu bunun dışında tutmak gerekiyor; bu bölgelerde Kürt halkının farklı bir tutum içinde olacağı beklenebilir). Birinci ve üçüncü neden ise yerel seçimler öncesi bir “vaka” halini alma yolunda. Ekonomik kriz iktidarın beklediği zaman dilimi içinde atlatılamadı, tersine derinleşiyor. Suriye konusunda da Türkiye lehine ciddi bir kazanım elde edilemedi; zira Cumhur İttifakı’nın yerel seçimleri “beka” sorunu retoriğiyle yürütmeye çalışması tesadüf değil.

Bu tespitlerden hareketle 31 Mart sonrası ne olacak? tartışmaları gündeme gelmeye başladı. Ekonomik krizden çıkış için içe kapanma göze alınarak sermaye hareketlerine kısıtlama ve bazı sermayelerin “kamusallaştırılması” (İş Bankası örneği) gibi adımlar içeren “kumanda ekonomisi” mi ağırlık kazanacak yoksa IMF ile anlaşma yolu mu tercih edilecek? İlki mevcut anaakım Türkiye sermayesinin kabul etmeyeceği bir yol. IMF ile anlaşma yapılırsa rejim bu haliyle (Erdoğan’ın liderliğinde Türk-İslam sentezci iktidar bloğuna dayalı olarak) devam edebilir mi? Ya da IMF anlaşması altında rejimin dayandığı klientalist ilişkiler sürdürülebilir mi?

Ekonomi

4-15 Şubat döneminde Türkiye ekonomisine ilişkin art arda son derece olumsuz veriler açıklandı.

Sanayi üretimi açıklanan verilere göre Aralık ayında sanayi üretimi bir önceki yılın aynı dönemine göre % 9,8 daralırken, imalat sanayi üretimi % 10,8 azaldı. Aynı dönemde ara malı üretimi % 14,9, sermaye malı üretimi ise % 8,6 daralma yaşadı.[1] KDV indirimlerine ve diğer teşviklere karşın dayanıklı tüketim mallarında üretim daralması % 8,9’e erişti.

Böylelikle 2018 geneli olarak bakılınca 1. çeyrekte % 9,9 artan sanayi üretimi, 2. çeyrekte hız keserek % 5’e, 3. çeyrekte + 0,6’ya gerilerken son çeyrekte 0,7 daralmış oldu.[2]

Üretim tarafında bunlar yaşanırken tüketim tarafında gelişmeler şöyle seyretti: Perakende satış hacmi Aralık 2018'de bir önceki yılın aynı ayına göre % 9,2 geriledi. Gıda tüketimi bile % 2,7 azalırken gıda dışı ürünlerin tüketimi % 12,6 daralma gösterdi.[3]

Kasım 2018’de resmi verilere göre işsizlik oranı bir önceki yılın aynı ayına göre % 12,3’e yükseldi. Geniş tanımlı işsizlik oranı ise % 17,8’i buldu.

Ocak ayında enflasyon bir önceki aya göre % 1,06; yıllık olarak ise 20,05 artış gösterdi. Özellikle gıda fiyatlarında çok yüksek artışlar meydana geldi (aylık % 6,89; yıllık 31,98). Gıda fiyatlarındaki olağanüstü artış tarım politikalarını ve tarımdaki çöküşü tartışma konusu haline getirdi. Üretici fiyatlarındaki yıllık artış (ÜFE) ise yine TÜFE’nin hayli üzerinde seyrederek % 32,93 oldu.[4]

Aralık ayında cari denge 1,43 milyar dolar açık verirken 2018 yılı toplam cari açığı 27,6 milyar dolar olarak gerçekleşti. Cari açıktaki düşüş ara malı ve sermaye malları ithalatındaki azalmaya, yani üretimdeki daralmaya paralel olarak gerçekleşti. Diğer yandan uzun yıllardır ilk kez 2018 yılında toplamda net sermaye çıkışı yaşandı (4 milyar dolar). Cari açık, Merkez Bankası rezervleriyle ve kaynağı belirsiz olarak nitelendirilen 21,2 milyar dolarlık esrarengiz para girişiyle finanse edildi.[5]

Ocak ayında bütçe rakamlarında şu gelişmeler dikkat çekti: Vergi gelirleri Ocak 2018’e göre sadece % 7 artış gösterdi. Reel olarak gerilemiş oldu. Bunda ekonomideki daralma ve KDV, ÖTV indirimleri etkili oldu. Faiz dışı giderler ise aynı dönemde % 68 gibi çok yüksek oranda atış gösterdi. İktidarın seçim ekonomisi harcamaları bu artışta büyük pay sahibi oldu. Bütçe ise 3,7 milyar TL fazla verdi. Oysa her yıl Nisan ayında yapılan Merkez Bankası genel kurulu Ocak’a çekilmemiş ve MB’den Hazine’ye 33 milyar TL tutarında kâr aktarılmamış olsaydı Ocak bütçesi 29,3 milyar TL açık verecekti.

Üretim, tüketim, işsizlik, enflasyon, cari açığın son derece sağlıksız finansmanı ve bütçenin (MB kârının bir kereye mahsus aktarılması dışarda tutulursa) yüksek açık vermesi bazı ekonomistlerin, Türkiye ekonomisinin kısa süreli bir daralmaya doğru değil uzu süreli bir depresyona doğru ilerlediği yorumu yapmasına neden oldu.[6]

“İş Bankası Allah’ın izniyle Hazine’nin malı olacak”

Erdoğan CHP’nin İş Bankası’ndaki hisselerinin Hazine’ye aktarılmasını tekrar gündeme getirdi. Konuyu değerlendiren iktisatçılar, kaynakları ekonomiyi canlandırmak ve yandaş sermaye gruplarına kredi sağlamak için kullanılan kamu bankalarının görev zararlarının gittikçe arttığını, iktidarın İş Bankası’ndaki CHP hisselerini gündeme getirmesinin yeni “av alanı” arayışından kaynaklandığını belirtiyor.[7]

Dünya ekonomisi: Fırtınaya hazır olun

IMF Başkanı Lagarde küresel ekonomide beklenenin üzerinde bir hızla yavaşlama olduğu uyarısında bulundu. Lagarde küresel ekonominin risklerini şöyle sıraladı: ticari gerginlikler ve ek gümrük vergileri artırımı; finansal sıkılaşma; Brexit süreci belirsizliği ve Çin ekonomisindeki artan gerileme. Çin ve ABD arasındaki gerginliğin etkilerinin yeni görülmeye başlandığını vurguladı ve küresel düzeyde devletler ve şirketlerin borç yüküne dikkat çekti.[8]

Dış politika

Suriye ve Fırat’ın Doğusu

Temel olarak “Soçi Zirvesi”nin belirleyici olduğu bu dönemde Rusya’nın da Türkiye’yi Suriye rejimi ile temasa yönlendirdiği daha açık bir şekilde gözlendi. Öte yandan, Rusya ile İdlib konusu gündemdeki önemini korurken, ABD tarafında da tampon bölgeye ilişkin “uluslararası güç” görüşü öne çıktı.

13 Şubat’ta ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan, NATO toplantısında Suriye'nin kuzeydoğusunda koalisyonun şemsiyesi altında bir “gözlem gücü” oluşturma planlarını gündeme getireceğini açıkladı. Bir gazetecinin "Nasıl bir güç olacak bu, kime ait olacak, kim liderlik edecek ve nereye konuşlanacak?" sorularına yanıt veren Shanahan, ABD'nin Suriye'den çekilmesi ile bölgedeki güvenlik ve istikrarın nasıl sağlanacağı konusunda devam eden görüşmelerin olduğunu söyledi. Shanahan şöyle devam etti: "Bu çabaya kim öncülük edecek? Açıkçası koalisyon, kendi kaynak ve kabiliyetleri ile bir seçenektir. Şu aşamada bizim istediğimiz bu. Halen tartışılıyor. Sayılar konusunda şu anda bir şey söylemek istemiyorum. Ancak (IŞİD Karşıtı Koalisyon Komutanı) Korgeneral LaCamera ile görüşmek istememin bir  nedeni de 'gerekli destek seviyesi nedir?', 'hangi kabiliyetlerin karışımı en iyisidir?' ve 'bunlar nereye konuşlandırılmalı?' konularında kafasından geçenleri bilmekti. Görüşmelerimde bunları konuştuk. NATO konferansındaki görüşmelerimde de bana yardımcı olacak bunlar."[i]

14 Şubat’ta Erdoğan, Putin ve Ruhani'nin bir araya geldiği Soçi görüşmesi sonrası yapılan resmi açıklamada, Suriye'de meşru hükümetin kontrolü tamamen sağlamasının gerekliliği vurgulandı.

Soçi’deki zirveden çıkan kararların Türkiye’nin beklentilerine pek karşılık vermediğini söyleyebiliriz:

  • Öncelikle Fırat’ın doğusuna yapılması düşünülen harekât için zirveden onay çıkmadığı görüldü.
  • Öte yandan Türkiye’nin taahhüt ettiği şekilde, Astana zirvesi katılımcılarının terörist olarak tanımladığı Heyet Tahrir Şam örgütünü İdlib’de pasifize etmesi talebi yenilendi.[ii]
  • Ortak bildirideki dile rağmen tarafların benzer kaygıları taşımadıkları ya da önceliklerinin aynı olmadığı gözlemlendi. Örneğin İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Kürtlerin Suriye’nin geleceğinin tanımlanmasının ayrılmaz bir parçası olduklarını söyledi. Kürtler ile PYD arasında bir ayrımı vurgulamadı. Putin’in de İdlib’e öncelik verdiği gözlemlendi.

Zirve’de Türkiye’nin, sınırın güneyinden gelecek tehditlere karşı Şam rejimiyle bir mutabakat aramaya yönlendirildiği yorumunu yapmak mümkün. Adana Anlaşmasına gerek Rusya gerekse İran liderlerinin yaptığı atıf bunun bir göstergesi sayılabilir. Rusya ve İran’ın, Türkiye’yi Şam’la uzlaşmaya çağırması ve Türkiye’nin de zirve sonrası yapılan “Suriye'de meşru hükümetin kontrolü tamamen sağlamasının gerekliliği” açıklamasına ortak olması sonrası ABD’nin tepkisinin ne olacağı ve Türkiye - ABD ilişkilerinin bu durumda nasıl şekilleneceği ciddi bir soru işareti olarak önümüzde duruyor. Şu an için, Türkiye’nin ABD, Rusya ve İran’ı karşısına almadan Fırat’ın doğusuna bir harekât yapabilmesinin pek mümkün olmadığı söylenebilir.

Dünya gündemi

Soçi zirvesiyle aynı gün (14 Şubat) ABD, Varşova’da temel amacı İran’a karşı birleşik cephe oluşturmak olan bir toplantı gerçekleştirdi.

ABD Başkan yardımcısı Pence toplantıda yaptığı konuşmada Avrupa ülkelerine yüklendi. Pence, Avrupa ülkelerinin ABD yaptırımlarını bir şekilde by-pass ederek İran’dan petrol alımının önünü açma arayışlarını, “pek tavsiye edilmeyecek bir adım diye görüyoruz. Böyle bir tutum ancak İran’ı güçlendirir, AB’yi zayıflatır ve ABD ile Avrupa arasındaki mesafeyi daha da açar” diye değerlendirerek Avrup’ya gözdağı verdi.

4 Şubat’ta İspanya, Almanya, Avusturya, Fransa, İngiltere ve İsveç, Venezuela'da Juan Guaido'yu "Geçici devlet başkanı" olarak tanıdıklarını açıkladı. Aynı gün BM Genel Sekreteri Guterres, Venezuela'da siyasi çözüme destek tekliflerinin güvenilirliği için hiçbir grubun yanında yer almayacaklarını açıkladı.

[1] https://www.ntv.com.tr/ekonomi/aralik-ayi-sanayi-uretim-rakamlari-aciklandi,rQzfyyUmkEWzwuF8Dc2img

[2] https://www.evrensel.net/haber/373567/sanayi-uretimi-aralik-ayinda-yuzde-9-8-azaldi

[3] https://www.bloomberght.com/haberler/haber/2197318-perakende-ciro-aralik-2018-de-yuzde-1-6-azaldi

[4] https://www.haberturk.com/son-dakika-ocak-ayi-enflasyon-rakami-aciklandi-2340241-ekonomi#

[5] https://www.evrensel.net/haber/373567/sanayi-uretimi-aralik-ayinda-yuzde-9-8-azaldi

[6] Bkz. Mahfi Eğilmez, http://www.mahfiegilmez.com/2019/02/turkiye-ekonomisindeki-gidisin-analizi.html

[7] https://www.evrensel.net/haber/372854/erdoganin-is-bankasi-aciklamasi-ne-anlama-geliyor

[8] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/1242330/IMF_Baskani_ndan_korkutan_uyari__Firtinaya_hazir_olun.html

[i] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1246690/ABD_den_Suriye_nin_kuzeydogusunda__gozlem_gucu__plani.html

 

[ii] https://tr.sputniknews.com/rusya/201902141037662522-putin-erdogan-ruhani-soci-gorusme-basladi/