İlk olarak geleneği artık otuz yıldan fazla olan Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları’nda (BÜO), alternatif okullaşma anlayışının nasıl geliştiğini, neye tepki olarak oluştuğunu ve hangi perspektiflerle şekillendiğini anlatacağım. Sonrasında da BÜO’nun son yıllarda alternatif okullaşma bağlamında yaşadığı sorunlardan ve bu sorunlar karşısında aldığı tedbir ve önlemlerden bahsedeceğim.
Buranın yeni kuşaklarından bir üye olduğum için BÜO’da alternatif okullaşmanın nasıl oluştuğu ve nasıl ilerlediği hakkında bir konuşma hazırlarken içinde bulunduğum birikim ve hafızadan tabii ki fazlasıyla faydalandığımı belirtmek istiyorum.
Öncelikle, BÜO’nun bugünkü tarihini, kültürünü ve çalışma anlayışını 1980’lerde BÜO’ya gelen bir grup öğrencinin aldığı hamlelerden bağımsız değerlendirmenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Bahsettiğim bu kuşak, BÜO’daki yönetmen tiyatrosu anlayışının uzun vadede entelektüel donanıma sahip tiyatrocu öznelerin yetişmesini engelleyen bir unsur olduğu analiz ederler. Ancak yönetmen tiyatrosu anlayışının taktiksel değerinin farkındadırlar.[1] Çünkü 12 Eylül sonrasında yaratılan toplumsal zarar ve tahribat tabii ki öğrenci ve sanat faaliyetlerinde de birebir etkisini hissettir. Bu sebeple, o dönemde yönetmen tiyatrosu varlığı ile aslında bir nevi kulübün devamlılığının da sağlandığı yorumlanmaktadır ve taktiksel değeri de buradan gelir.[2]
Ancak Ömer Faruk Kurhan, Tiyatroda 20 Yıl[3] adlı kitabında, şu analizini de paylaşır: “Yönetmen tiyatrosu ancak kriz dönemlerinde geçerli kabul edilebilecek taktik bir değere sahip olduğu ama kadro zenginliği ve gelişkin entelektüel donanım vaat eden katılımcı bir tiyatro ortamı kurmak adına kesinlikle reddedilmesi gerektiğini”[4] söyler.
Böylelikle, “Nasıl tiyatrocu özneler yetişecek?”, “Çalışmaların ana odağına entelektüelizm nasıl yerleşecek?”, “Ezberci, halktan kopuk bir sanat anlayışının önüne nasıl geçilecek?” gibi sorularla BÜO’da yönetmen tiyatrosu geleneğinin zemini sallanmaya başlar. Bu sebeple de mevcut yönetmen tiyatrosu anlayışı yerine reji grubunun oluşturulmasına karar verilir. Reji grubunun temel sorumluluğu ise her yıl ele alınan eğitim prodüksiyonunun dramaturjisine, sadece reji grubunun değil bütün katılımcıların hakim olması ve yorum üretebilmelerini sağlamaktır.
Oynadıkları oyunun dramaturjisinden bir haber ya da hakim olmayan bir grubun varlığı, Ömer Faruk Kurhan’ın yazılarında da uyardığı gibi reji grubunun bir yönetmen grubuna dönüşmekte olduğunun habercisi olabilir. Bunun tam aksine reji-oyuncu mantığı önerilir. Yani bütün oyuncular bütüncül bir perspektifle içinde bulundukları eğitim prodüksiyonlarını her yönüyle ele alıp değerlendirebilmelidir.
Bu noktada, Brechtyen dramaturji sahiplenilir. Çünkü Brechtyen dramaturji çevresinden yaşanan toplumsal olayların farkında ve bunlara analiz üretebilen tiyatrocu özneler talep eder. Bir yandan bu tiyatro anlayışıyla şekillenen sanatsal üretimler, toplumsal olayları tartışmaya açar. Bu bağlamda da nitelikli ve kolektif bir şekilde üretilen dramaturjik yorumların oluşması hedeflenir. Sahnelemede odakların ön planda olduğu tablo mantığı, oyunculuk çalışmalarında da iç aksiyona dayalı stilize üslup; Brechtyen tiyatro anlayışı için elverişli araçlar olur ve bu unsurlar BÜO’nun sanatsal olarak kurucu üslubuna dönüşür.
Aynı zamanda bahsettiğim bu kuşak BÜO’ya ilk geldikleri dönemde dağınık bir çalışma ortamı olduğunu anlatır.[5] Özellikle eğitim çalışmalarının herhangi bir sisteme dayanmayan, dağınık çalışmalar olarak değerlendirilmesinin BÜO’da bir değişimi ve alternatif okullaşma sürecini başlatan önemli bir analiz olduğunu düşünüyorum. Böylelikle eğitim araştırma çalışmaları kurmak, temel bir ilke hatta aktif üyeliğin bir kriteri hâline gelir.[6] Temel hedef katılıma açık, çalışmaların veya yapılan üretimlerin kimsenin mülkiyeti olmadığı ve eğitim araştırma çalışmalarının merkezde olduğu çalışma ortamları yaratmaktır.
Bu yüzden her yıl çıkarılacak olan oyun yalnızca prodüksiyon hedefleri içermez. Aynı zamanda bir eğitim araştırma alanı olarak yaklaşılır. Nitelikli eğitim araştırma çalışmaları ise oynanacak olan oyun yazarının eserlerine, hayatına, oyunun geçtiği ve yazarın yaşadığı dönemin toplumsal ve tarihi arka planını kavramaya dönük eğitim araştırma çalışmalarının kurulması ile mümkün olur. Her yıl bir eğitim müfredatının oluşturulması en temel hedeflerden biridir. Yapılan eğitim araştırma çalışmalarının kamusallaşması ise sadece sahne üzerinde sergilenen eğitim prodüksiyonlarıyla değil büo yıllık’ta yayımlanan yazılar ile de sağlanır.
12 Eylül sonrası anti-entelektüel eğilimlerin olağanlaştığı ve böylelikle kuşakların yetişemediği bir tablo içerisinde, bu kuşak birbirlerine “Yeni üyelerle tanışmayı ne kadar istiyoruz?” sorusunu sorar ve ortaya iki seçenek çıkar: Ya kendi aralarında “biz bize” denilebilecek ve katılımın sınırlandığı seçkinci bir proje topluluğu olarak devam edilecek ya da yeni üyeleri kazanmaya dönük eğitim-araştırma ve eğitim prodüksiyonu süreçleri örgütlenecek.[7]
Bu ikinci seçeneğin seçilmesi ile grup merkezli değil kolektif bir şekilde eğitim araştırma mekanizmalarını örgütleyen ve eğitim prodüksiyonu süreçlerinde yeni üyeleri dışarıda bırakmayan bir tiyatro ortamının adımları atılmaya başlanır. Böylece öz yönetim mekanizmalarının kurulduğu, eğitim araştırma süreçlerinin merkeze alındığı bir çalışma ortamı oluşmaya başlar.
Böylelikle alternatif okullaşmanın nasıl bir anlayışla ilerleyeceği belirlenmiş olur. Üyelerin bu alternatif okul içerisinde sadece sahne üzerinde yetkin tiyatrocular olması merkezde değildir. Çünkü bu alternatif okul sadece sahne üstünü ve prodüksiyonları önceleyen bir okul değildir. Eğitim araştırma çalışmalarını kurmak, aktarmak ve devamlılığını sağlamak, alternatif okullaşmanın sürekliliğini sağlamak açısından elzemdir. Bu yüzden üyelere verilen eğitimde, çevresinde yaşanan toplumsal olayları dikkate alan ve bunlara dair bir söz üretebilen, entelektüel, sorgulayan ve rasyonel bir şekilde meseleleri ele alan tiyatrocu özneler yetiştirmeyi hedefler.
Çalışma kurulumu, çalışma öncesi ve sonrası buluşmalar en az çalışmanın kendisi ve içeriği kadar büyük bir öneme sahiptir. Çalışma ortamları, öz yönetime dayalı, katılımcı, demokratik ve dayanışmacı ilkeler çerçevesinde kurulur, ilişkiler bu ilkelere göre düzenlenir. Üyeler, insani etik değerler etrafında ortaklaşır. Bu değerleri sadece çalışma alanlarında değil çalışma dışında da gözetirler. Bahsettiğim değerler, dayanışmacı ilişkiler ile yeni kuşaklara aktarılır.
Yani bu alternatif okulun işleyişi deneyim aktarımı anlayışı ile sağlanır. Deneyimli üyelerin burada edindikleri deneyimleri kendilerinden sonra gelen kuşaklara, birlikte çalışma ortamları kurarak aktarmaları hedeflenir. Bu durum deneyimli üyelerin asli sorumluluklarından biridir. Bu sayede bilgi, deneyim veya donanım sadece belirli kuşaklara ait bir birikimle sınırlı kalmaz. Yeni kuşakların yetişip onların da kendinden sonra gelen kuşakları yetiştirmesini sağlar.
Kulüp çalışmalarına ilk başladığım süreçte bu perspektifin ne kadar belirgin olduğunu fark etmek benim için şaşırtıcı olmuştu. Rekabet kültürünün bu kadar baskın olduğu bir sistemde kendinden sonra gelen kuşakları düşünmenin ve onların gelişimini garanti altına almanın aslında hep yarını da düşünen bir perspektif olduğunu anladım. Bu anlayış ile çalışmaların yalnızca bir grubun tekelinde ve kontrolünde kalması tamamiyle kırılıyordu. Çalışmalar böylelikle yalnızca kişilerin aldığı inisiyatiflere bağlı bir şekilde değil deneyim aktarımı geleneğiyle kuruluyor ve eğitim verme misyonu garanti altına alınıyordu.
Bu alternatif okul içerisindeki ilk yılındaki üyeler için, tiyatro ile tanışmalarını hedeflemek, temel oyunculuk çalışmalarında ilerlemelerini sağlamak ve eğitim prodüksiyonunun dramaturjisine hakim olmaları, yorum geliştirebilmelerini sağlamak başlıca kriterlerdir. Çalışmalara başlayan hiçbir üyenin tiyatro deneyimi olup olmadığıyla asla ilgilenilmez. Çünkü bu ortalama 5-6 yıllık okul sürecinde herkes 1.yılındadır ve tiyatroya bir kuşak olarak beraber başlarlar.
Oyunculuk çalışmalarında Stanislavski sistemi temel alınır. Bunun başlıca sebepleri arasında ise Stanislavski sisteminde, pratikte somut kavramlar etrafında ortaklaşılabilecek ortak bir terminoloji kurulmasıdır. Böylece BÜO’da oyunculuk çalışmaları esnasında soyut ifadelerde değil belli kavramlar ve kriterler etrafında ortak bir dil yaratılması sağlanır.
Çalışma ortamlarında, sanatsal olarak yaratıcılık ve katılımcılık gözetilir ve teşvik edilir. Kulübün sanatsal ve örgütsel meseleleri çalışma ortamlarının asli konusudur. Bunun dışında kalan ve Ömer Faruk Kurhan’ın da belirttiği gibi, “ateatral ve disiplinsiz eğilimlerin”, yani “tiyatronun yozlaştırıcı cazibesinin” önüne geçecek bir çalışma ortamı kurulur. Çalışma ortamını dağıtacak eylemlerin önüne geçilmesi hedeflenir.
Günümüzde alternatif okullaşma nasıl devam ediyor diye baktığımızda, ilk olarak Ömer Faruk Kurhan’ın yazılarında kendi kuşağını, 12 Eylül ile YÖK’ün üniversiteleri “ortaöğrenimleştirme” stratejisiyle öğrenciler arasında meydana gelen entelektüel aşınmanın olağanlaştığı bir kuşak olarak yorumladığını belirtmek istiyorum.[8] Çünkü giriş konuşmasında da anlatıldığı gibi bu dönemde başlayan ortaöğrenimleştirme projesinin günümüze bıraktığı zararı kendi kuşağımın ve bana yakın kuşakların da deneyimlediğini düşünüyoruz.
Okullarda eğitimin giderek niteliksizleştirilmesi ve sığlaşması, pandemi sürecinin etkisiyle eğitim sisteminin daha da zayıflaması, dijital ortamlardaki bilgi tüketimi anlayışları ile okuma anlama ve düşünce faaliyetlerinin değersizleştirilmesi gibi sebeplerle tabir yerindeyse “armut piş ağzıma düş” gibi anlayışlarla emek ile bilgi edinme ve bilgiyi değerlendirme, analiz etme süreçlerinden ziyade bilginin kendisine ne kadar hızlı ulaşılabildiğinin daha önemli bir nokta hâline gelmesi gibi durumlar gözlemliyoruz. Tüm bunlar ile anti entelektüellik mevcut sistem içerisinde bir kültüre dönüşebiliyor.
İçinden geçtiğimiz faşizan ortam karşısında toplumsal muhalefetin etkinsizliği ve aksine umutsuzluğun toplum içerisinde giderek yaygınlaşması, üniversite öğrencileri arasında da etkilerini göstermekte. Tüm bunlar ile apolitik eğilimlerin ve yaşam tarzı muhalefet biçimlerinin giderek yaygınlaşması kampüste de etkilerini gördüğümüz bir durum. Bu yüzden donanımlı ve sistematik bir şekilde ilerleyen eğitim araştırma çalışmalarıyla anti-entelektüel eğilimlerin karşında aydınlanma faaliyetlerinin örgütlenmesi çok önemli bir noktada duruyor. Fakat bu aydınlanma faaliyetlerinin örgütlenebilmesi için birbirleriyle ve yeni üyelerle çalışmaya dönük ve istekli kuşakların olması gerekir. Kendi kuşağımın da bu durumun ne kadar önemli olduğunu pandemi döneminde fark ettiğini düşünüyorum.
Üst kuşaklarımız pandemi sürecinde “Yeni üyelerle çalışmayı ne kadar istiyorsunuz?” diye sormuşlardı. Daha önce online ortamda çalışmalar yapmak gibi bir deneyim bulunmamaktaydı ve içinde bulunduğumuz konumdan online bir şekilde çalışmalar yapmak zorlayıcı bir seçenek olarak görülmekteydi. Ama pandeminin belirsiz ve sandığımızdan daha uzun bir süreç olacağını anladığımızda bu soru gündemimiz oldu.
Bu dönemde, birçok üniversite amatör tiyatro kulübü veya oluşumu çalışmalarını tümüyle durdurma kararı aldı ya da deneyimli üyelerin altyapı yetersizliği gibi sebepler ile bu kararı almak zorunda kaldı. Bazı sanat kulüpleri ise çalışmalarında yeni üye alımını pandemi süresince durdurdu. Ama bu süreç içerisinde bahsettiğim kararları alan sanat kulüplerinin birçoğunun pandemi bittikten sonra çalışma yapamaz hâle geldiklerine şahit olduk. Kimi kulübünse mevcut kültürlerinde ve birikimlerinde ciddi zedelenmeler meydana geldi ve bu sebeple çalışmalarının sanatsal ve entelektüel seviyeleri ciddi bir biçimde düştü.
İstanbul Amatör Tiyatro Günleri’ni düzenleyen kulüpler olarak pandemi süresince yeni üye alımını durdurmanın uzun vadede ne anlama gelebileceğini tartıştığımızı hatırlıyorum. Çalışma kültürlerinin ve ilkelerinin online ortamda nasıl devam edebileceği herkesin ortak bir gündemiydi. Bu dönemde bizler kamusal bir alanda, bir arada, ortak bir deneyimin içinden geçerek tiyatro yapmanın ne kadar kıymetli olduğunu fark ettik. Pandemi yasaklarının zayıfladığı 2022 yılında ise Demir Demirgil Salonu’nda çalışmalar yapmaya yeniden devam edebildiğimiz süreçte, bu sefer temel soru online çalışma ortamı sebebiyle deneyim aktarımı eksik kalmış bir kuşak için nasıl çalışmalar örgütlenmesi gerektiğiydi.
Bu yıl aynı zamanda Kilyos Kampüsü’nde çalışma yapılabilen son yıldı. Kilyos Kampüsü şehir dışından gelen hazırlık öğrencilerinin yurtlarının ve dersliklerinin olduğu, ana kampüslere uzak bir bölgeydi. Buranın tarihinde zaman zaman orada eğitim prodüksiyonları bile çıkmış ve mutlaka o kampüse eğitim çalışmaları götürülmüştü.
2022 yılında Marmara Üniversitesi Anadolu Hisarı Kampüsü’nün Boğaziçi Üniversitesi’ne tahsis edilmesiyle hazırlık birimi bu kampüse taşındı.[9] Bu durum ile Hisarüstü ve Kilyos yerleşkeleri olmak üzere temelde 2 bölgede barınan öğrencilerin yaşam alanları giderek dağılmaya başladı. Eş zamanlı olarak Kandilli Kampüsü’ndeki oda kapasiteleri arttırıldı ve çoğu hazırlık öğrencisi Anadolu Hisarı Kampüsü’ne yerleştirildi.
Tüm bunlara rağmen yaklaşık 500’den fazla öğrenci açıkta kaldı ve KYK yurtlarına yerleşti.[10] KYK yurtlarına yerleşemeyen veya yerleşmeyi tercih etmeyen birçok öğrenci ise ya cemaatlere bağlı vakıf yurtlarına gitti ya da öğrenciliklerinin ilk yılında İstanbul gibi pahalı bir şehirde eve çıktı. Ekonomik olarak bu kadar zorlayıcı koşullar ile birçok öğrenci çalışma yaşamına, mezuniyet sonrası değil öğrencilik yılları içerisinde giriş yaptı.
Birçok öğrencinin ekonomik kaygılar ile iş yaşamına girmesi ve yaşam alanlarının bu kadar parçalı bir hâle gelmesi ile de tabii ki öğrencilik, kampüs ve kulüpçülük kültürü de etkilendi. Birçok öğrenci, zamanının çoğunun yolda ya da çalıştıkları işlerde geçmesi gibi sebeplerle kulüp çalışmalarına katılmamayı tercih etmeye başladı. Bu sebepler ile de kulüp çalışmalarına katılmaya başlayan yeni üyelerin sayısı pandemi öncesine göre ciddi oranda düştü. Ortak çalışma alanları kurmaya devam etmek için çalışmalarımız artık eş zamanlı bir şekilde Anadolu Hisarı Kampüsü’nde devam ediyor. Fakat altyapı bakımından oldukça yetersiz bu kampüste yalnızca temel oyunculuk eğitimi çalışmalarının devamlılığı sağlanabiliyor.
2023 yılında ise yıllardır Güney Kampüs’ün merkezinde bulunan, 27 kulüp tarafından kullanılan 15 oda, BÜMED binasına taşındırıldı. 5 yurt depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle boşaltılmıştı ve 2500 kişilik bir kontenjan açığı oluşmuştu.[11] Bu süreçte çözüm, 15 kulüp odasına üst üste 3 kişilik ranzalar yerleştirmekte bulundu.
Aynı yıl matbaa biriminin yönetiminin değişmesi ile kamusallaşmada önemli bir nokta olan afiş, el ilanları ve yıllıklar sıkı bir kontrol ve denetime tabi tutulmaya başlandı. Bastırılan afişlere yönetimin denetiminden geçtiğini ifade eden damgaların yerleştirilmesi zorunlu tutuldu. Bu damgalamalar ile oto sansürün açıkça talep edildiği bir sürece giriş yapıldı.
Rektör atamaları ve genel seçimlerin ardından okulun kulüplere karşı tutumunun değişmeye başladığını görüyoruz. Tüm bunların da aktif kulüpçülük kültürünü zedeleme yönünde atılan adımlar olduğunu yorumlayabiliriz. Ama tüm bu çizilen tablo ile BÜO, Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü (BÜFK), BÜO’lu ve BÜFK’lü kadınların kuruluşunda yer aldığı Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü (BÜKAK) gibi alternatif okullaşmayı gaye edenmiş yapıların varlığı çok önemli bir noktada duruyor.
Son olarak, Ömer Faruk Kurhan, Tiyatroda 20 Yıl adlı kitabında, 1995-2000 yılları arasındaki dönemden şu sözleriyle bahseder: Bu dönemde alternatif okullaşma için yeterli birikimin oluştuğunu “Fakat aynı dönemde, Türkiye’de ve üniversitelerde nelerin olup bittiğine dikkat etmek gerektiğini”[12] söyler. Bu dönemi “Sistematik yapılar karşısında alternatif oluşturmak değil, direnmek bile başlı başına bir başarı hâline gelmişti.”[13] diye yorumlar. Bu alternatif okullaşma geleneğinin de şu anda bir direnme sürecinde olduğunu söyleyebiliriz.
Ömer Faruk Kurhan şu soruyu sorar: “Öncü ve alternatif nitelikte bir ilişkiler ağı ve üretici süreçler örgütlemek gerçekten mümkün mü, yoksa bir hayalin peşinde koşarak kendimizi mi aldatıyoruz?”[14]
Bu soruyu tabii ki tek başıma yanıtlayamam ya da tek başıma bir yanıt oluşturmam gelecek için yetersiz kalabilir. Ama kişiyi toplumsal olarak nelerin içinden geçildiğine, hangi kültür ya da eğilimlerin nasıl oluştuğuna dair düşünmeye iten bu soruyla aslında belki de tüm bu tablo içerisinde neden hâlâ alternatif okullaşmanın önemli ve gerekli olduğu belirginleşmektedir diye düşünüyorum.
Ömer Faruk Kurhan ve üst kuşaklarımızın da altını çizdiği gibi katılımı teşvik eden, kolektif bir alternatif okullaşma ve tüm bu geleneğin devamlılığı için ilkelerimizi ve perspektiflerimizi merkeze almayı unutmamamız ve bu ilkeleri nasıl aktardığımızı da her zaman değerlendirmemiz gerekiyor.
Ancak entelektüel sorumluluk ile “Ne yapmalı?” sorusuna cevaplar arayarak tüm bu koşullar etrafında alternatif okullaşmaya devam edilebilir ve kuşaklar yetiştirilebilir. Ömer Faruk Kurhan’ın ve üst kuşaklarımızın yarın için dünden bazı hatırlatmalar yapma sebebini bu gözle bakınca çok daha iyi anlıyorum.
Yararlanılan Kaynaklar
- Ömer Faruk Kurhan, Tiyatroda 20 Yıl: Yarın İçin Dünden Bazı Hatırlatmalar, bgst yayınları, 2007.
- “Boğaziçi Üniversitesinde Neler Oluyor Eylül 2022”, artizan, 2022, <https://www.art-izan.org/toplum-siyaset/guncel-toplum-siyaset/bogazici-universitesinde-neler-oluyor-eylul-2022/>.
- “Boğaziçi Üniversitesinde Neler Oluyor Kasım 2023”, artizan, 2023, <https://www.art-izan.org/one-cikanlar/bogazici-universitesinde-neler-oluyor-3/>.
- “Panel: Kolektif Oyunlaştırma Deneyimleri ve Amatör Sanat”, artizan, 2023, <https://www.art-izan.org/kultur-sanat/omer-faruk-kurhan-kultur-ve-sanat-bulusmalari/ofk-anisina-kulturel-cogulculuk-ve-sanat-gunleri/panel-kolektif-oyunlastirma-deneyimleri-ve-amator-sanat/>.
- “Boğaziçi Üniversitesi’nde Amatör Sanat”, artizan, 2024, <https://www.art-izan.org/kultur-sanat/omer-faruk-kurhan-kultur-ve-sanat-bulusmalari/omer-faruk-kurhan-kultur-ve-sanat-bulusmalari-2-amator-sanat/bogazici-universitesinde-amator-sanat/>.
[1] Ömer Faruk Kurhan, Tiyatroda 20 Yıl: Yarın İçin Dünden Bazı Hatırlatmalar, bgst yayınları, 2007, s.13.
[2] A.g.e., s.13.
[3] Ömer Faruk Kurhan, Tiyatroda 20 Yıl: Yarın İçin Dünden Bazı Hatırlatmalar, bgst yayınları, 2007.
[4] A.g.e., s.13.
[5] A.g.e., s.15.
[6] A.g.e., s.30.
[7] A.g.e., s. 21, 22, 23.
[8] A.g.e., s.14.
[9] “Boğaziçi Üniversitesinde Neler Oluyor Eylül 2022”, artizan, 2022, <https://www.art-izan.org/toplum-siyaset/guncel-toplum-siyaset/bogazici-universitesinde-neler-oluyor-eylul-2022/>
[10] A.g.e.
[11] “Boğaziçi Üniversitesinde Neler Oluyor Kasım 2023”, artizan, 2023, <https://www.art-izan.org/one-cikanlar/bogazici-universitesinde-neler-oluyor-3/>
[12] Ömer Faruk Kurhan, Tiyatroda 20 Yıl: Yarın İçin Dünden Bazı Hatırlatmalar, bgst yayınları, 2007, s.140.
[13] A.g.e., s.140.
[14] A.g.e., s.141.