Ömer Faruk Kurhan Kültür Sanat Buluşmaları’nda
“Kardeş Türküler Dans-Müzik Formları Atölyesi
3-4 Aralık 2024 tarihlerinde Ömer Faruk Kurhan Kültür Sanat Buluşmaları kapsamında “Kardeş Türküler” konseptini temel alan bir atölye çalışması düzenledik. Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nün (BÜFK) ev sahipliğinde gerçekleşen bu atölyede, yaşadığımız coğrafyanın çoğul gerçekliğinden hareketle ulaşmaya çalıştığımız temel hedef, geleneksel müzikler/danslar başlığında “formlar” üzerinden bir “çalışma yöntemi” arayışına girmek, alternatif eğitim modellerinden biri olan atölye çalışmalarının pratik ve mütevazi bir örneğini hazırlamak; sonuçlarını raporlayarak paylaşmak ve geleceğe dönük olarak buradan pratik ipuçları çıkarmaktı.
Bu atölyenin düzenlenmesinin ardında yatan belli başlı itkilerimizi şu şekilde sıralayabiliriz:
- Ülkemizdeki “resmî” eğitim kurumları arasında, yaşadığımız coğrafyadaki çokdilliliği, çokkültürlülüğü temel alan, “kültürel çoğulcu” ve “katılımcı” bir perspektifle müfredat hazırlayan örneklere rastlamak pek mümkün değil. Örneğin, çevremizde resmî anlamda ne bir Çingene müzikleri enstitüsü ne üniversitelerde bir Ermeni müziği kürsüsü ne de bir Azeri müziği konservatuarı var. Türkiye’de yaşayan milyonlarca Balkan göçmeninden bahsediliyor ama bir tane Balkan müzikleri okulumuz yok. Yasaklanmalar, yok sayılmalar, asimilasyon, dar bir alt kültür evrenine sığdırılmalar… birçok kültürün maruz kaldığı yaygın uygulamalardan. Hal böyle olunca, kültürel çoğulcu çalışmalar alanındaki “alternatif okullaşma” girişimleri daha da önem kazanıyor. Bu kurumlarda düzenli, disiplinli, katılımcı, araştırmacı ve paylaşımcı bir perspektifle yürütülecek alan çalışmaları, derleme çalışmaları, arşivleme/belgeleme çalışmaları, söyleşiler, saha araştırmaları, atölye çalışmaları vb. başlıklar çok değerli bir yerde duruyor.
-
1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü bünyesinde başlatılan Kardeş Türküler Projesi kapsamında bugüne kadar birçok çalışma yapıldı. Albümler hazırlandı, konserler verildi, dans-müzik sahneleri-gösterileri geliştirildi… Saha araştırmaları, derleme ve arşivleme çalışmaları, söyleşiler, okumalar yapıldı; geziler düzenlendi… Geleneksel kültürlere yönelik farklı yaklaşımlar geliştirilmeye, belli bir sahneleme ve düzenleme anlayışı oluşturulmaya çalışıldı. Bu çerçevede gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında, farklı kültürlerin temsilcileri (amatör-profesyonel/kurumsal-bireysel) birçok dış ilişki kuruldu. Ancak Kardeş Türküler Projesi kapsamında çalışmalar yürüten ilk kuşakla bu dönemki genç kuşaklar arasında, yaklaşık 30 yıllık bir zaman diliminde sahada edinilen bu birikimin paylaşılması noktasında çeşitli sorunlar yaşandı. Organik ve sistematik bir deneyim aktarımı süreci örgütlenemedi. Zaman zaman gündeme gelen girişimler de belli bir süreklilik oluşturamadı. Bu sorunu çözmek ve buraya dönük kalıcı bir sistematik geliştirmek, projenin devamlılığı açısından çok önemli bir yerde duruyordu.
-
Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü bünyesinde yürütülen kültürel çoğulcu çalışmalar, yakın dönem hafızamızda iz bırakmış çok değerli çalışmalar olarak bilinir. Gerek her yıl düzenli olarak hazırlanan gösteriler gerek dönem dönem yürütülen alan çalışmaları gerek Folklora Doğru ve/veya web üzerinden paylaşılan yayıncılık çalışmaları, alternatif ortamlarda ciddi bir tanınırlığı olan saygın çalışmalardır ve kültürel çoğulcu çalışmalar alanında çoğu zaman belli bir lokomotif işlevi de görmüştür. Ancak kuşaklar arası deneyim aktarımının zaman zaman sekteye uğraması, üniversite ortamında gelişen ve idarî süreçlerden kaynaklanan olumsuz koşullar, pandemi vb. etmenler de eklenince, BÜFK’te son yıllarda biraz daha içine kapalı; yıl içi çalışma zamanının çok önemli bir bölümünü gösteri hazırlıklarına ayıran ve bu doğrultuda dışa dönük başlıklardan ödün veren, gösteri ve kısmen de bireysel teknik gelişim süreçlerini vurgulayan bir görüntü göze çarpmakta. Gösteri içeriklerinde sıklıkla karşılaşılan “röprodüksiyon” yaklaşımı ve geçmiş yıllarda geliştirilen bazı sahneler üzerinden coğrafyamızın çoğul gerçeklikleriyle tanışıklık kurulmaya çalışılması ne yazık ki yetersiz kalmakta. Kültürel çoğulcu yaklaşımları zenginleştirebilecek, yenileyip geliştirebilecek, genç kuşaklar arasında yayacak, çok daha “öncü” bir misyonun taşıyıcılığını yapabilecek; sadece gösteriyle yetinmeyen ve geliştirdiği yeni ilişkiler ve farklı çalışma/etkinliklerle kültürel çoğulculuğu yaşayan ve yaşatan bir yapı olarak BÜFK’ün daha alternatif ve dışa dönük bir konumda durması, tarihsel sorumluluklar anlamında ayrı bir önem taşıyor.
-
İçinde yer aldığımız kültürel çalışmalarda en temel ve ilgi çekici yanlardan biri müzik ve danslardaki kuruluş biçimi ve/veya yapı özellikleridir. Yeryüzündeki tüm müzik ve danslarda olduğu gibi yaşadığımız coğrafyadaki müzik ve danslarda da biçimsel yönü belirleyen bazı öğeler vardır ve bunlar çoğunlukla müzik ya da dansın genel türüne göre, icra organına göre; kullanıldığı alana, icra edildiği mekâna ve/veya icra tarzına göre; kullandığı makamsal diziler/seyirler ve ritmik yapılara göre; şarkı sözlerindeki dil ve edebî özelliklere göre… tasnif edilebilir. Bölgesel, kültürel, sosyal, politik, tarihsel… özellikler de bu analizde çok önemli bir rol oynar. Bu ana maddelerden hareketle, belli bir alanda çok sayıda ortak formal özellik gösteren dans ve müzikler bulmak; aynı şekilde yaşadığımız coğrafyanın çoğul gerçekliği ve kültürel geçişkenlikleri temel alınarak, formlar üzerinden bir harita oluşturmak, sahip olduğumuz kültürel zenginliği analiz etmek mümkündür.
-
Uygulamalı atölye formatı, gerek seçilen konu başlığıyla ilgili belli bir uzmanlığı olan kişilerin yürütücü sorumluluğuyla deneyim aktarımında bulunabilmelerine fırsat sunması gerek katılımcıların atölye boyunca aktif bir şekilde sürece dahil olabilmeleri gerekse uygulama yönüyle birlikte ve yaratıcı bir yorum geliştirilebilmesi anlamında önemli bir formattır. Gösteriler ve sahne üstü çalışmaları, yayıncılık alanı ve Folklora Doğru gibi, kültürel formlar üzerinden planlanacak atölye çalışmaları da BÜFK gibi alternatif yapılarda gündemde tutulması gereken önemli bir eğitim modeli olarak karşımıza çıkmaktadır.
Tüm bu yaklaşımlardan hareketle, ÖFK Kültür Sanat Buluşmaları’nın bu yılki teması olan “alternatif eğitim” teması kapsamında bir form atölyesi düzenledik ve yaşadığımız coğrafyanın kültürel zenginliğine işaret eden üç form üzerinde durmaya çalıştık.
Atölyeye, ağırlıklı olarak BÜFK ve Artizan Kültür Sanat Çevresi’nden olmak üzere 52 kişilik bir katılım sağlandı. Atölye boyunca toplam üç buluşma gerçekleştirildi. Birinci buluşmada, söz konusu formlarla ilgili sanatsal- kültürel-sosyal-tarihsel arka plan anlatılarına/tartışmalarına ve öne çıkarılan dramaturjik başlıklara yer verilirken ikinci buluşma ortak performans çalışmalarına ayrıldı. Üçüncü buluşma ise, iki gün boyunca gerçekleştirilen atölyeden çıkan sonuçların birer performans eşliğinde ve özet olarak paylaşıldığı 8 Aralık etkinlik günü gerçekleştirildi.
Atölyede üzerinde durulan üç form Sevdalinka, Muwashsah ve Diyarbekir Köçek formlarıydı:
- Sevdalinka (moderatör: Ayhan Akkaya)
Atölye kapsamında hazırlanan Balkan müziği ve Sevdalinka formuna dair sunumda, bölgenin kültürüne dair bilgiler aktarılırken müzikal formlarına dair de genel bir bakış oluşturulmaya çalışıldı. Sunum esnasında Sevdalinka formuna ilişkin bir repertuar dinlendi. Sevdalinka müzik formu, kadronun doğrudan hâkim olmadığı bir form olsa da dinlenilen repertuar ile bu müzik formuna olan kulak aşinalıkları fark edildi. Atölyenin icra ayağına katılacak olan kadronun önden hazırlık yapabilmesi ve kulak aşinalığını güçlendirmesi için iletilen örnek repertuar listesinden “Zapjevala sojka ptica” / “Ramizem” şarkısına odaklanıldı. Şarkının referans kaydı, notasyon ve perküsyon altyapısına dair kayıtlar, kadroya ön hazırlık yapma konusunda kolaylık sağladı. Çalışma boyunca, temiz bir şekilde ilerlemeye olanak tanıyan materyaller kadronun önceden kurulmuş bir yapıya eklenmesini kolaylaştırdı ve olumlu olarak değerlendirildi. Bu yaklaşım kadronun repertuara odaklanabilmesine de imkân tanıdı. Şarkı düzenlemesinde başvurulan müzikli anlatı denemeleri enstrümanların bu üslup içerisinde nasıl işlevselleştirilebileceğine dair olumlu örnekler sundu. Son olarak, Boşnakça ve Türkçe ile kurulan çok dilli yapı hem kültürel çoğulcu perspektifin sergilenmesi hem de kültürlerin birbirleriyle olan etkileşimini sunmak adına faydalı bulundu.
- Muwashsah (moderatör: Selda Öztürk)
Atölye kapsamında hazırlanan Muwashsah formuna dair sunumda formun genel özellikleri yanında tarihsel olarak Arap coğrafyasında geleneksel müziğin otoriteler ve devletle ilişkisi de aktarılmaya ve tartışılmaya çalışıldı. Başta da bahsettiğimiz gibi, kısa süreli bir hazırlık ve sunum söz konusu olduğu için bu tartışma tüm yönleriyle ele alınamadı ancak ilerleyen dönemlerdeki çalışmalar için birtakım veriler sundu. Muwashsah formu çok geniş bir coğrafyada icra edilen, melez, edebiyat ve dille derinlikli ilişki kuran bir form olduğu için genel özelliklerinin daha iyi anlaşılabilmesi daha uzun erimli bir araştırmayı, dinlemeyi ve icra çalışmasını gerekli kılıyor. Yine de formla bir tanışıklık sağlanması hedefiyle kadroya örnek parçaların olduğu bir dinleme listesi iletilmişti. Atölye kapsamında “Jalla Man Qad Sagha” parçası çalışıldı. Makamsal seyri, vokal tekniği ve usulünün/ritmik döngüsünün anlaşılması, oturtulması kadroyu zorladığı için şarkının icrası deşifrasyon düzeyinde tamamlandı.
- Diyarbekir Köçek (moderatör: Burcu Yankın, Vedat Yıldırım, Zilan Kaki)
Atölye kapsamında öncelikle Diyarbekir Köçek formları, bölgenin kültürel ve tarihsel yapısı, geçişkenliği üzerine bir sunum yapıldı. Sunumda temel olarak Diyarbekir koçekî ve dengbêjlik gelenekleri anlatıldı, örnek dans-müzik videoları izletildi ve bu iki geleneğin doğaçlamaya dayalı bir anlatı oluşturacak şekilde nasıl bir araya getirilebileceğine dair sorular oluşturulmaya çalışıldı. Atölyenin uygulamalı ayağında müzisyen katılımcılar Keşeo, Delîlo/Giranî, Govend köçek formlarını ve Kürtçe “Te’z Kuştim Te’z Helandim” stranı ile “Were Lê” kilamından hareketle hazırladıkları doğaçlama bir bölümü çalıştılar. Önceden iletilen dans/müzik materyalleri katılımcıların kulak deşifrasyonu yapabilmesini sağladı. Müzisyen katılımcıların bir kısmının formlara aşina olması çalışmanın hızlı ilerlemesine ve dans bölgesiyle birlikte bir sahneleme denemesi yapılabilmesine olanak tanıdı, bu nokta atölye katılımcıları tarafından geliştirici olarak değerlendirildi.
Dans bölgesine de atölye öncesinde izlenmesi gereken bazı materyaller iletilmişti. Bu videolar üzerine kısa bir deşifrasyon çalışması yürütüldü; katılımcılar deşifrasyon bölümünde kendi notlarını da aldılar. Ardından, deşifre ettikleri kısımları birbirlerine çalıştırdılar. Bu bölüm aslında katılımcıların deşifrasyon yaparken nelere, hangi sırayla dikkat ettiğini de gösteren bir bölüm oldu. Sonrasında sahnede müzisyenlerle beraber küçük bir bölüm oluşturuldu. Sunuma olduğu gibi atölyenin uygulama ayağına da dans bölgesinden oldukça aktif bir katılım vardı; ikinci yılındaki deneyimli kadro ve ilk yılındaki kadronun büyük çoğunluğu gözlemci olarak bu çalışmalara katılım sağladı. En deneyimli dansçı kadronun nasıl deşifrasyon yaptığını, bir dans parçasını sıfırdan nasıl öğrendiğini izlemenin, gözlemci kadroya farklı bakış açıları kazandırdığı aktarıldı. Benzer şekilde, mezun dansçıların dans deşifrasyon sürecini aşama aşama izlemenin, yeni dansçı kadrolar için geliştirici olduğu eklendi.
Köçek formu diğer iki formdan farklı olarak BÜFK yaz çalışmalarında giriş yapılan, tanışılan bir formdu. Dolayısıyla bu atölyenin amacı hem dansta hem müzikte, ilgili formda teknik olarak biraz daha derinleşebilmek ve doğaçlama yapacak materyallere sahip olabilmekti. Özellikle dans ayağında edinilen bu materyaller atölye sürecinin devamında, BÜFK’ün ilk dönem sergilemesinde hazırlanan Köçek sahnesini de oldukça besledi. Yapılan bu atölye sonrasında kulüpte daha çok form merkezli deşifrasyon ve akış oluşturma çalışmaları yapılabileceği değerlendirildi. Herhangi bir hikâye, çerçeve olmadan yapılan bu tarz akış oluşturma çalışmalarının, formun kendi imkânlarını daha iyi tanımayı mümkün kılacağı ifade edildi. Atölye sırasında yapılan eş zamanlı deşifrasyon çalışmalarının, çok kısa bir sürede üç farklı formdan oluşan bir akış kurabilmeyi sağladığı, bunun, danstan yola çıkılarak oluşturulabilecek sahneleme önerileri için verimli bir model sunduğu değerlendirmesi yapıldı.
Sonuç olarak, hazırlığı ve sunumu sınırlı bir zaman diliminde gerçekleştirilmiş bu atölyenin “tamamlanmış” bir atölye olmadığını; burada temel olarak bir formata, bu formatın kültürel çoğulcu perspektif ve alternatif eğitim anlamında önemine ve bu çerçevede belli bir yöntem arayışına dikkat çekilmiş olduğunu ifade etmemiz gerekir. Örneğin, atölyenin başında da vurguladığımız gibi, sadece Balkan müzikal formları üzerine en az sekiz oturuma ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sekiz oturum boyunca yürütülecek çalışmalar, dinlemeler ve arşiv taramaları, icra çalışmaları vb. neticesinde, Balkanlar ve Balkan müzikal formları üzerine bir harita oluşturmak çok faydalı olacaktır. Yine aynı şekilde Muwashsah formu üzerine anlatılanların sadece bir giriş niteliğinde olduğunu belirtmek gerekir ve ancak diğer Arap müziği formlarıyla birlikte ele alındığında daha sağlıklı bir zemin oluşacaktır. Teatral ögelerin ve doğaçlamaların belli bir ağırlığa sahip olduğu Köçek formunun da özellikle performans-yorum ayağında çok fazla örneğin incelenmesine, icra edilmesine ve bu anlamda teknik olarak zorlanılacak ciddi bir zaman aralığına ihtiyaç duyulduğunu eklemek gerekir. Özetle, bu atölyeyi bir “başlangıç”, 8 Aralık tarihinde gerçekleştirilen etkinlikteki sunumları da birer “ön sunum” olarak değerlendiriyoruz.
Bu iki atölye gününden hareketle, yöntem adına birtakım ipuçlarının çıktığını ve bu vesileyle canlı bir çalışma ortamının kurulduğunu söyleyebiliriz. Atölyenin kısa vadeli hedeflerinden olan, anlatılan formlara dair giriş niteliğinde de olsa bir aşinalık kazanılması hedefi gerçekleşmiş duruyor. Diğer yandan, ileriki çalışma dönemleri için bu noktaları geliştirmek üzere alanlar kurulmasını takip etmenin önemli olduğunu düşünüyoruz. Atölyenin diğer hedeflerinden biri olan, “kuşaklar arası iletişim”in yeniden kurulmaya başlandığını, gelecekte kurulacak alanlarda da bu ilişkilerin ve karşılıklı bilgi-deneyim aktarımlarının devam ettirilmesinin hepimiz için önemli bir noktada durduğunu düşünüyoruz.
Önümüzdeki dönemlerde incelenmesi muhtemel başka alanlara da deneyimli yürütücüler/katılımcılar eşliğinde ve rasyonel bir takvim çerçevesinde nasıl girilebileceği, hangi yöntemler izlenebileceği ve bu alanlarda neler yapılabileceği, belli bir deneyimden hareketle ve genel hatlarıyla az çok görülmüş oldu. Bu yöndeki tartışmaların devam ettirilmesi, bu ve benzeri “atölye” denemelerinin daha sistematik ve katılımcı süreçlerle “eğitim-araştırma” ve “alan çalışmaları”na dönüştürülebilmesi, alternatif okullaşmayı ilke edinen kültür-sanat hareketleri için hayati bir önem taşıyor.