Bugün, alternatif okullaşma deneyimleri gününde neden bir tiyatro prodüksiyonunu ele alıyoruz? Bu soruya en baştan cevap vererek amacımızı net bir şekilde ortaya koymak istiyorum. Karşılaşmalar süreci, prodüksiyon kadrosu için adeta bir okul niteliğindeydi. Yani, Karşılaşmalar bir tiyatro okulu işlevi görüyordu.
Bu eğitim ve araştırma ortamının organizasyon sorumluluğu Ömer Faruk Kuran’a aitti. Proje, okullaşmanın temel ilkelerinin uygulamalı bir şekilde hayata geçirildiği bir yapı olarak ortaya çıktı. Bugün biraz bu süreci, Ömer Faruk Kuran merkezli bir anlatı üzerinden değerlendirmek istiyorum.
Başlamadan önce şunun bilhassa altını çizmek istiyorum. Karşılaşmalar Eğitim Araştırma Projesi dönemi bir seneyi aşan bir süreçti. Farklı disiplinlerden insanlarla kurulan bir çalışma ortamıydı. Bugün burada anlatacaklarım sürecin kapsamlı bir analizini içermeyecektir. Bu 20 dakikalık bir sunum için takdir edersiniz ki pek mümkün değil. Ben tartışma eksenini Ömer Faruk Kurhan’ın kumpanya ve eğitim araştırma kavramları ekseninde hangi çalışma ilkelerini savunduğuna dair bir anlatı kurmaya çalışacağım. Zihinde canlanması için de çok detaya girmeden bazı vukuatlara değineceğim.
Karşılaşmalar Projesi Nedir?
Bu projeye baktığımızda, yaklaşık 13 yıl öncesine gidiyoruz. Karşılaşmalar, BGST Tiyatro markası altında, Artizan Kültür Sanat Çevresi üyelerinin İstanbul Tiyatro Festivali’nde sergilenmek üzere hazırladığı bir projedir. Dans ve müziğin tiyatral anlatımla birleştiği bu prodüksiyon, farklı sanat dallarını bir araya getiren bir yapıdadır.
Kadrosu da oldukça dikkat çekiciydi. Profesyonel dansçılar, tiyatrocular ve müzisyenlerle birlikte, amatör tiyatro ve dans alanından gelen katılımcılar da projeye dahil edilmişti. Bu geniş yelpaze, farklı dinamikleri bir araya getirerek projeyi zenginleştirdi.
Proje, ilk gösterimini yaptığında canlı müzik performanslarını içeriyordu. Daha sonra, sahnede üretilen müzikler revize edilerek kayıtlı müziğe dönüştürüldü.
Oyunun İçeriği
Kısaca oyunun içeriğinden bahsedecek olursak:
Karşılaşmalar, aile bağları, kimlik ve toplumsal güç dinamikleri üzerine inşa edilen bir hikâyeyi anlatmaktadır. Ana karakterimiz Doktor Mehmet, Cumhuriyet dönemi zenginlerinden Rauf Yıldırım’ın oğludur. Rauf Bey ve ortaklarının büyük bir emekle inşa ettiği yarım asırlık Atılım İnşaat firmasının geleceği artık Mehmet’in ellerindedir. Tüm gözler ona çevrilmiştir.
Mehmet, bir gün üvey babası olarak bildiği Rauf Bey’in geride bıraktığı bir mektupla, aslında onun öz babası olduğunu öğrenir. Bu beklenmedik gerçek, Mehmet’in geçmişine dair bildiklerini altüst eder. Aynı zamanda Rauf Bey’in vasiyeti, Atılım İnşaat’ı devralması yönündedir ve bu durum Mehmet’i büyük bir sorumluluğun eşiğine getirir.
Bu sorumluluk nedir?
Atılım İnşaat, büyük bir otoyol ihalesi için teklif almıştır. Ancak hükümetin bir şartı vardır: Proje, NMN İnşaat ile birlikte yürütülmelidir. Oyunda bu firma, “yandaş şirket” olarak nitelendirilmektedir. Bu durum, şirket ortakları arasında büyük bir tartışmaya yol açar.
Teslimiyetçi bir tavır mı sergilenecek, yoksa direnilmeye devam mı edilecek? Rauf Bey’in yaşam felsefesi direnmek yönündeyken, Mehmet’in önünde bir yol ayrımı belirir. Babasının mirasına sadık kalıp direnmeye mi devam edecek, yoksa teslim olup imzayı mı atacak?
Bununla birlikte Mehmet’in iki kardeşi olduğunu da öğreniyoruz ve hikâye bu doğrultuda daha karmaşık bir hal alıyor. Mehmet’in başka bir babadan olan iki kardeşi vardır: Sümeyra, İslami değerlerle yetişmiş bir kadın; ve Salih, eskiden sosyalist mücadeleye gönül ve emek vermiş, şimdi ise hasta eşine bakmak ve para biriktirmek zorunda olan bir ustabaşıdır. Oyun, Mehmet’in kardeşleriyle karşılaşmasını ve bu çatışmaları ele alır.
Şimdi konsepti tarif edeyim: Karşılaşmalar Projesi’nin toplumsal kesimlerin bir arada temsiline dair özgün yaklaşımını anlamak için, günümüz dizileriyle benzerlik kurmaya çalışmak doğal bir yöntem olabilir. Ancak burada önemli bir farktan bahsetmek gerekiyor. Dizilerde -örneğin Bir Başkadır, Kızıl Goncalar veya Kızılcık Şerbeti– toplumsal karşılaşmalar gündelik hayat ve bireylerin hikâyeleri üzerinden ele alınırken, Karşılaşmalar Projesi yüksek siyaset ve rant ilişkileri ile gündelik hayatın etkileşimini aynı sahne üzerinde temsil etmeyi amaçlamıştır. Bu bağlamda, Karşılaşmalar hâlâ avangard niteliğini koruyan, dönemin toplumsal ve ekonomik dinamiklerini sahneye taşıyan bir yapım olarak öne çıkmaktadır. Zira bahsi geçen yapımların hiçbirinde rant ilişkilerine dair bir analiz bulunmamaktadır.
Karşılaşmalar Fikri Nasıl Doğdu?
Projenin ortaya çıktığı 2011 yılı, Türkiye’nin siyasal, ekonomik ve toplumsal dönüşümlerinin yoğun bir şekilde yaşandığı bir dönemdi. Bu dönüşümleri hatırlayacak olursak: AKP, Haziran seçimlerinde üçüncü kez %50’nin üzerinde oy alarak iktidarını sağlamlaştırmış; cemaat ile iş birliği içinde yargı ve emniyet üzerinde etkisini artırmış; referandum sonrasında yüksek yargıyı yeniden şekillendirmiş ve medyada tekelleşmeyi başlatmıştır. Aynı zamanda, sermaye el değiştirme süreci hızlanmış, 2008 ekonomik krizinin etkileri atlatılmış olmasına rağmen cari açık ve sıcak para bağımlılığı gibi yapısal sorunlar derinleşmiştir. Bu yıllarda Türkiye, Suriye’deki iç savaşın ve mülteci krizinin doğrudan etkileriyle karşı karşıya kalmış, iktidar radikal unsurları açık bir şekilde desteklemiştir. Kürt meselesi uluslararası bir sorun haline gelmiş, çözüm süreci sınırlı bir şekilde ilerlemeye devam etmiştir. Kısacası, 2011 yılı artan otoriterleşme, kutuplaşma ve demokratik kazanımların aşındığı, Gezi Parkı olaylarının ayak seslerinin duyulduğu bir dönemdi.
Böylesi dramatik dönüşümlerin yaşandığı bir ortam, doğal olarak sanatçıların sanatsal ifade arayışlarını derinleştirdi. Karşılaşmalar Projesi, işte tam da böyle bir atmosferde doğdu. Proje, sadece bir halk hikâyesi anlatmakla kalmayıp, aynı zamanda rant ilişkileri ve toplumsal çelişkileri sahneye taşıdı. Bu yönüyle, sıradan bir prodüksiyondan ziyade toplumsal bir eleştiri niteliği taşıyordu.
Projenin doğuş süreci şöyle başlamıştı. Ömer Faruk Kuran, 2011 Yazı İstanbul Tiyatro Festivali’ne yönelik bir tiyatro projesi üretmeyecek misiniz? diye sormuştu. Kendisini tanıyanlar bilir, bu bir soru değildi. Sorumluluk almaya davetti. Henüz profesyonelleşme sürecinin dördüncü yılında olan ekip, bu çağrıya olumlu yanıt verdi. Ancak henüz kendisini festivale yönelik oluşturulacak bri çatı proje için kendisini yetkin görmüyordu. Çatı proje derken farklı sanatsal disiplinlerde çalışan Artizan üyelerinin bir araya geldiği bir sanatsal formu kastediyoruz.
Kendisinin donanımına ve örgütsel kabiliyetine güvendiğimiz Ömer Faruk Kuran’a, güzel bir sofra hazırlayıp projeye reji danışmanı olmasını teklif ettik. Sofra ayrıntısını şundan belirtiyorum, her şeyin bir usulü vardır arkadaşlar. Böyle adapların aktarılması gerektiğini düşünüyorum. O bu teklifimizi kabul etti.
Karşılaşmalar Projesi’nin üretim sürecinde, belirli kavramlar ve yaklaşımlar üzerine yoğunlaşmıştık. Cüneyt Yalaz’ın “Memleketimden İnsan Manzaraları”ndan etkilenerek oluşturduğu öneri, bizleri başlangıçta oldukça heyecanlandırmıştı. İkinci buluşmada Ömer Faruk Kurhan ile bu metin üzerine konuştuk. Ömer Abi, şiirsel etkinin altında yatan tutarsızlıkları ortaya koyduğunda, ortada sahnelemeye dönük bir hikâye değil, daha çok fikir düzeyinde bir taslak olduğunu fark ettik. Bu, bizleri bir boşluğa düşürse de burada değerli bir unsurun varlığını göz ardı edemezdik: Farklı toplumsal kesimlerden gelen bireylerin temsil edilmesi ve güncel bir hikâye anlatılması.
O yüzden eldeki fikri geliştirmeye çalıştık. Bu süreçte Ömer F. Kurhan’ın üzerinde ısrarla durduğu nokta, sahnelemeye dönük bir hikâye inşa edilmesi gerekliliğiydi. Ancak bu noktada bizim sunduğumuz öneriler çeşitli sorunlar barındırıyordu. Ömer F. Kurhan, anlatı oluşturma konusundaki dirençlerimizi fark etmiş ve sorunun kaynağını yazı üretimi bağlamında sistemik iş bölümüne yatırım yapmış olmamıza bağlamıştı. Sonunda, risk alarak öneriler sunmaya başladık. İlk öneriyi ben e-posta yoluyla ilettim. Bir sinopsis olarak sunduğum bir öneriydi. Yani önce şu olur, sonra bu olur, ardında şöyle bir şey olur gibi esasında kuru bir anlatı metniydi. Bu öneriye Ömer F. Kurhan’dan anında bir dönüş geldi: “Bu anlatıyı geniş zaman kipinde yazan İlker Yasin, çıkıp bir kadroya anlatsın bakalım bu anlatıyı, sanatsal bir etki yaratacak mı?”
Birkaç gün içinde Ömer F. Kurhan’dan bir sayfalık bir metin geldi. Bu metin, Rauf Bey’in geçmişini anlatıyordu. Bir oyun metni değildi, oyunun hikâyesini doğrudan anlatan bir metin de değildi; daha çok ana karakterin babasının geçmişine, Atılım İnşaat’ın temellerine odaklanan bir anlatıydı. Rauf Bey’in eğitim süreci, yatılı okul yıllarını, inşaat mühendisliği eğitimini, ardından sağ kolu Şerafettin aracılığıyla girdiği ihale süreçleri gibi unsurları ele alıyordu. Bu metin, oyun metni olmasa da hikâyenin zemini için kritik bir iskelet sunuyordu. Bir kez daha tiyatronun uygulamalı bir sanat olduğunu kavradık ve Ömer Abi’nin vurguladığı gibi, “oyun kurmaya davet” edildiğimizi anladık.
Ömer Abi burada özellikle şuna dikkat çekiyordu: “Lütfen anlatıya ilişkin önerilerinizi anlatı biçiminde ifade edin.” Yani “şuraya bir sahne ekleyelim, burayı şöyle yapalım” demek yerine, hikâye diliyle katkıda bulunmamızı talep ediyordu. Önerilerimizi, sahnenin diline uygun şekilde kurgulamalıydık. Bu noktadan sonra önerilerimizi yazarken biz de sürece daha fazla adapte olmaya başladık. Şerafettin ve Mehmet karakterlerine dair, onların iskeletini oluşturan öneriler geliştirdik. Artık yazdıklarımız bizi de tatmin etmeye başlamıştı.
Şerafettin ve Mehmet karakterlerinin iskeletine dair bazı öneriler sunmuştuk. Ömer F. Kurhan ile karşılaşma sürecindeki ilk deneyimi bize ilettiği şu e-mail ile özetleyebilirim:
“Umarım yazma konusunda rahatlık kazanırsınız. Bu yalnızca büyük bir edebiyatçı ya da yazar olmak için değil, farklı platformları da değerlendirmeniz adına önemli.
Ne yazık ki, orta öğrenim yıllarında yeterince desteklenmeyen yazma eğitimi, yazamayan bir okur-yazar kitlesi ortaya çıkardı. İnternet büyük olanaklar sundu, ancak ne yazık ki mektup kültürünü bile öldürdü.”
Sürecin devamında kendi metnini üretme peşinde olan tiyatrocuların belki de en sık yaptığı hatayı yaptık. Elimizde yalnızca cenaze sahnesine ait bir metin varken, sahne çalışmalarına başlamıştık. Oyunun genel kurgusunun hâlâ oturmadığını fark ettiğimizde Ömer Abi’den bir uyarı daha geldi: “Oyunun çatısı yokken neden sahne çalışmaları yapılıyor?” Bunun üzerine, kurgu oluşturmaya ve temel anlatıyı geliştirmeye odaklandık.
Bu arada arka plan çalışmalarının başladığını not etmem gerekir. Çokca kitap okundu ama belki de en önemlileri şunlardı: Özden Örnek’in basına sızdırılan günlükleri, Cihan Talu’nun “Pasif Devrim” kitabı…
Bir yandan okumalarla hazırlık yapılırken bir yandan da Mehmet ve kardeşlerinin hikâyesini, sahne içlerini yazmaya başladık.
Sahne çalışmaları, kolektif bir üretim sürecinin önemli bir parçasıydı. Çalışan bölgeden arkadaşlarla bir araya gelip doğaçlama faaliyetleri gerçekleştirdik. Ömer Faruk Kuran, bu süreçte dış göz olarak Metin Göksel ile birlikte bize destek veriyordu. Çıkardığımız sahneleri belirli aralıklarla Ömer Faruk Kuran’a sunuyor, sürecin üslubunu belirlemekte ondan yol gösterici katkılar alıyorduk. Bu noktada dansın ifade olanakları da devreye giriyordu. Dans, anlatının bir parçası olarak değerlendiriliyor ve reji kadrosuna dans alanından Banu Açıkdeniz katılıyordu. Özgür Çiçek de Çalışan Tiyatrosu bölgemizden reji kadrosuna katıldı.
Bu süreci özetlemek gerekirse: Karşılaşmalar Projesi, yaratıcı ve disiplinli bir kolektif çalışma ortamının inşasıydı. Hem sanatsal anlatının temelleri oluşturuluyor, hem de süreç içerisinde kolektif dramaturji ile birlikte oyun yazımına yönelik ilkeler uygulamalı bir şekilde hatırlanıyordu.
Çok vaktim kalmadığından ben belli başlı noktaları öne çıkarmaya çalışacağım. Üretim sürecinde Ömer Faruk Kurhan’ın en kritik müdahalelerinde birisi de kumpanya ortamına yönelikti. Kendisi çalışma aralarında ve sonrası kurulan ortamı dizi seti ortamına benzetmişti. Çalışmadan çalışmaya bir araya gelen bir ekibin oluştuğunu söylemişti. Kadro disiplinli bir şekilde bir araya geliyor ama herkes sonra evlerine dağılıyordu. Bu müdahalesini kendisi de iştirak ederek şekillendirdi. Çalışma sonralarında ekiple beraber bir restoran ya da cafeye geçip hem çalışma hakkında hem de güncel politik konular hakkında sohbet etmeye başlamıştık. Bu noktanın altını çizmek istememin sebebi şundan kaynaklanıyor. Hatırlanırsa amatör tiyatroda kural, altyapıyla birlikte kadronun tesis edilmesidir. Burada altyapı derken, çalışma sonrası kadronun rahatça bir araya gelip muhabbet edebileceği bir alanın olup olmaması da kritik bir unsurdur. Kafe buna müsait mi? Kalabalık bir kadronun oturabileceği bir alan var mı? Elbette bu gibi planlamalar da çalışma altyapısının asli bileşenleri olmalıydı.
Ömer F. Kurhan’ın süreç içerisinde kumpanya bağlamında diğer önemli bir müdahalesi de şöyleydi. Oyuna sadece birkaç prova kalmışken, özellikle bir sahne üzerine yoğunlaştık: Mektubun Şerafettin tarafından Mehmet’e teslim edildiği an. Oyunun 3-4 provası kalmıştı ve çalışılması gereken bir buçuk saatlik malzeme vardı. Ancak kendisi tek bir fiziksel aksiyonun icrasına neredeyse bir prova ayırdı. Bu yaklaşım yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda bir ders niteliğindeydi.
Diğer bir müdahelesi de sahne tasarımı anlamındaydı. Cenaze sahnesini eksen alarak sahnede eğimli panolar ve platformlar kullanmaya başlamıştık. Bütün süreç boyunca oyuncular yükselti üzerindeyken birden oyuncuların ayaklarının altına eğimli platformları yerleştirdik. Böyle bir tasarıma gitmemizin sebebi sahnedeki tedirgin ve endişeli hali karakterlerde denge problemi yaratarak vermeye çalışmamızdı. Kendisi sahnenin her şeyden önce bir oyun alanı olduğunu, oyunun da tanımı gereği güvenli bir alan olması gerektiğini hatırlattı. Çünkü sahnede dans ediliyordu ve birinin düşüp kafasını çarpması, ölümcül bir darbe almasına neden olabilirdi. Bunun yerine dansı, beden kullanımlarını kısaca oyuncu performanslarını ortaya çıkaracak sade ve işlevsel bir dekor anlayışına gidildi.
Karşılaşmalar sürecinden çıkarabileceğimiz birkaç temel ders var. Bunlardan özellikle vurgulamak istediğim iki örneği sizlerle paylaşıp sözlerimi tamamlayacağım.
İlk örnek metnin son haliyle ilgili. Oyunun prömiyerine yalnızca birkaç gün kala, final metnimiz hâlâ 7-8 sayfa civarındaydı ve açıkçası içimize sinmiyordu. Bu sorunu çözmek için geç saatlere kadar süren son provanın ardından Ömer F. Kurhan ile evde oturduk, çay eşliğinde metni yeniden açtık. Ben metni yüksek sesle okumaya başladım; Ömer F. Kurhan ise dikkatle dinleyerek yerinde düzeltmeler yaptı: ifadeleri sadeleştirdi, fazlalıkları ayıkladı. Karakterlerin neyi, ne kadar nasıl ifade edeceğine ekononomik bir şekilde çözüm üretti. Kısa süre içinde metni yarıdan fazla kısaltarak daha sade, net ve etkili hale getirdik. Metin 3 sayfada toparlanmıştı. Son haline dair görüşümü sorduğunda: “Böyle çok sade ve net oldu demiştim.” Kendisi “Doğru, ancak edebi gözle yeniden ele alınması gerek yanıtını vermişti.” Bu yanıt Karşılaşmalar’ın seyirciyle ilk buluşmasının sonrasında da oyunun geliştirilmeye devam edeceğini ima ediyordu.
Seyircilerden gelen geri bildirimler de oyunun politik analiz içeriği hakkında farklı görüşler sundu. Oyunun bazı kısımları taslak olarak görülmüş olsa da, seyircinin karşısına çıkan şey tamamlanmış bir eserdi. Ömer Faruk Kuran, bu durumu “Tam da istediğim oldu” diyerek değerlendirmişti. Kendisi ne seyirciye haksızlık edecek bir estetik düzeyin oluşmasına izin vermiş ne de projenin “makyajlanmış” haliyle seyirci karşısına çıkmasına müsaade etmişti. Oyunun biçimsel olarak değil, dramaturjik anlamda güçlü ve net bir şekilde tamamlanmasına öncelik verilmişti. İzleyicinin gözünü boyayacak biçimsel oyunlara başvurmak yerine, samimi ve tutarlı bir anlatım tercih edilmiş, seyirciyi kandırabilecek yüzeysel çözümlerden bilinçli olarak uzak durulmuştu. Böylece, sahneye gerçek anlamda politik bir duruş koyan sağlam bir dramaturjik yapı inşa edilmişti.
Seyircilerden gelen yorumlar, oyunun politik içeriğine dair farklı bakış açılarını ortaya koydu. Pek çok görüş bir araya getirildi ve bir süzgeçten geçirildi. Oyunun üslubu konusunda bazı seyirciler oyunu “politik parodi” olarak değerlendirse de biz Sevilay Saral’ın önerdiği “açık sözlü politik tiyatro” tanımını benimsedik. Bu, sahne üzerinde açık ve dolaysız bir politik ifade tarzını tercih ettiğimizi ve oyunun politik eleştiri niteliğini öne çıkardığımızı göstermekteydi.
Eğitim, Araştırma ve Kolektif Tiyatro
Yaz çalışması sürecinde kadro ikiye ayrıldı. Kültür Bakanlığı’ndan çıkan bir yardım söz konusuydu ve bir grup, Müsahipzade ile Temaşa’yı çıkarmak üzere ayrıldı. Geriye kalan kadro ise Ömer Faruk Kurhan yürütücülüğünde bir eğitim ve araştırma sürecine dahil oldu. Bu sürecin detayları, atölye raporlarına da yansıdı. Prömiyerin ardından seyirci görüşlerini de dikkate alarak projenin geliştirilmesi amaçlanıyordu. Ancak bu doğrudan prodüksiyon merkezli bir çalışma anlayışıyla değil projeyi de besleyecek bir atölye anlayışıyla gerçekleştirilecekti. Burada 2012 yaz sürecinde girilen atölye notlarının giriş kısmından bir bölümü okumam gerekiyor:
2012 Mayıs ayı sonunda, İKSV Tiyatro Festivali kapsamında sergilenen “Karşılaşmalar” oyununun ardından yapılan değerlendirmelerde, oyunun belirli noktalarda daha detaylı çalışmalara ve revizyonlara ihtiyaç duyduğu ortaya çıktı. Öte yandan, proje süreci boyunca avangart ve araştırmacı bir tiyatro anlayışının topluluğun tamamına yayılması konusunda çeşitli zorluklar yaşandı. Ömer Faruk Kuran, bu durumu tespit etti ve bir önlem olarak hem uygulamalı hem de masa başı yürütülen bir çalışma organize edildi. Bu süreçte iki temel nokta belirlendi: fiziksel aksiyona dayalı bir vücut çalışması seti oluşturulması ve Stanislavski’nin “itki ve aksiyon” temelli analizinin yapılması. Böylece oyun, bir atölye süreciyle yeniden ele alınmaya devam etti.
Sonuç Yerine
Karışılaşmalar konseptine proje bazlı yaklaşırsanız evet, devamı gelmemiş bir proje olarak görülebilir. Ancak eğitim-araştırma ve kadrolaşma merkezli yaklaşırsanız bu konseptin bir ağacın sağlam ve göze çarpan bir dalı olduğu dikkatleri çeker. Peki bu dal kurumuş mudur? Hatırlamak gerekli ki, “Kim Var Orada”, “Zabel”, “Adaletin Bu mu Dünya?”, pandemi gündemine tiyatro cenahından uygulamalı olarak yanıt üretmesi anlamında “Her Güne Bir Vaka” gibi projeler, Ritim Atölyesi gibi atölyelerin uzantısına bakılırsa, bu projelerin hangi dalın devamı olduğu rahatlıkla fark edilecektir.
Çatı proje ne anlama gelir? İşlevi nedir? Kolektif çalışma nedir? İşlevi nedir? Çiçek böcek kolektifizminden mi bahsediyoruz yoksa hem çok yaratıcı hem de çok disiplinli bir üretim sürecinde ortak amaç etrafında birleşen insanların kemikleşmeyen işbölümleri dahilinde bir araya gelmesinden mi bahsediyoruz?
Belki biraz entropi kanunundan belki biraz insan denen varlığın doğasından kaynaklı, tekrara dayalı sahne sanatları üretim süreçleri her zaman dağılmaya meyleder. Dağılma gerçekleşmese de oraya doğru limitlenir. Alınacak önlem basittir: Hem yaratıcı hem de disiplinli çalışma ortamını bir arada tesis etmek. Çok disiplinli bir çalışma ortamı katılaşmaya, makineleşmeye, salt yaratıcı bir ortam ise dağılmaya, fikirler ortaya çıktığı andaki ilk sıcaklığını kaybetmeye mahkumdur. Ömer F. Kurhan işte bu iki unsuru, hem yaratıcı hem de disiplinli çalışma ortamını bir arada kuran bir tiyatro ustasıdır. Bizim geleneğimizde bu yönü en güçlü insan oydu.
Yıllar içerisinde aşınan kolektif çalışma ilkeleri, tavsayan profösyonelleşme çabaları kimi zaman eğlenceli ve belki çoğu zaman can acıtıcı da olsa Karşılaşmalar ile yeniden hatırlatılmıştır. Sanatçının beden çalışması nasıl olmalıdır? Çalışma araları gerçekten klasik bir okulun tenefüsü mü yoksa bir çalışma akışının farklı bir ritimde ilerleyen devamı mıdır? Çalışmadan sonra kadro ne yapmalıdır? Oyunun kalbi olan öykü nasıl kurulur? Çarpıcı bir anlatı nasıl yazılır? “Karşılaşmalar Okulunda” bu ve buna benzer temel sorular gündeme gelmiş ve uygulamalı olarak yanıtlar üretilmiştir.
Karşılaşmalar piyasada ödenekli tiyatrolara hapsolmuş kalabalık projelere, amatör tiyatronun da bir örgütlenme modeli ile dahil edilerek alternatif oluşturması anlamına gelir… Karşılaşmalar, devletin ya da hiçbir sermaye grubunun desteğini almadan dayanışma ile estetik seviye olarak önemli bir çıtanın üstüne çıkılmasıdır.
Karşılaşmalar, Ömer F. Kurhan ile özgürlükçü alternatif bir sanat iddiasında bulunma niyetindeki bir kadronun ödevleri ve sorumluluklarıyla karşılaşması projesidir. Artık o ağacın dalında bir şekilde kendisiyle buluşmuş insanlar “bilmiyoruz” deme imkanından ne yazık ki mahrumlar…