Beklan Algan Tiyatro nedir sorusuna şöyle bir cevap verirdi: “İnsanın önce kendi kendisiyle, sonra toplumla, sonra evrenle, sonra yine kendisiyle olan ilişkisidir.”
Beklan Algan’ın oyuncuya soru soran, soru sordurtan bir yaklaşımı vardı. Tek cevap değil farklı cevaplar arayışındaydı. Olabildiğince farklı sorular sorabilmek vardı. Bu bakış açısının örneği; “Tiyatro Kimdir?” diye sorardı.
TAL için de şöyle diyordu; en basitinden her şeyin (bir saat markasının, arabanın, vs) araştırma geliştirme birimi var da tiyatronun neden olmasın!
Tiyatro Araştırma Laboratuvarı (TAL) 1988 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Yönetmeliği’nin 2 numaralı amaç maddesindeki “Türk Tiyatrosu’nun geleceğe yönelik yaratıcı atılımlarına önderlik etmek” amacıyla, Şehir Tiyatroları’na bağlı olmakla birlikte çalışmalarının işlevi açısından özgün bir birim olarak kurulmuştur.
İlk kurucuları Beklan Algan, Ayla Algan, Erol Keskin, Haluk Şevket Ataseven, Çetin İpekkaya, Edis Tezel’dir. Daha sonrasında Çetin İpekkaya ve Edis Tezel pek aktif olarak katılmamıştır. Süleyman Velioğlu ekibe dahil olmuştur.
Gencay Gürün 1988’de genel sanat yönetmeni olduğunda TAL in kuruluşuna sıcak bakmıştır fakat TAL bir türlü resmileşememiştir. Laborantlar kadrolu olamamıştır, yevmiyeli olmuşlardır. Resmileşemediği için de 2002 yılında Şehir Tiyatroları içinden bazı oyuncular tarafından TAL’in yerine kendi arkadaşlarını getirmek için kapının anahtarını bir gece değiştirmek suretiyle kapatmışlardır.
TAL’nın yönergesindeki kuruluş maddesi “TAL’nın genelde amacı, tiyatroyu var eden (oyuncu, yazar, yönetmen, besteci, kuramcı, eleştirmen, sahne tasarımcısı, kostümcü, ışık uzmanı, teknik elemanlar ve seyirci) değişik öğeler arasındaki YARATICI ilişki ve dengeyi, bilim, düşün ve sanat dallarındaki gelişmelerin ışığında araştırmak ve denemektir.” şeklindedir.
Aslında burada oyuncunun sadece oynayan değil aynı zamanda yazar, yönetmen, koreograf, dekor tasarımcısı, kostüm tasarımcısı, ışık – efekt tasarımcısı gibi tüm yaratıcı rolleri üstlenebildiği bir laboratuvar ortamı vardır.
TAL 12 kişilik bir ekip ile 10 günlük bir seçme sonrası alınan laborant oyuncular & araştırmacılarla çalışmalarına başlamıştır.
Beklan Algan’a göre TAL’nın kuruluşunun düşünsel ve estetik alt yapısı, geçmişte Tepebaşı Deneme Sahnesi (1974), Bakırköy Halk Evi (1970), LCC (1966) ve BİLSAK (1984)’da deneyimlenen süreçlerin sonucunda oluşmuştur.
TAL, önceki oluşumlar gibi bir üretim merkezi değildir. Bir eğitim verme amacını da taşımıyordur. Beklan Algan ve araştırma yapan Erol Keskin ve Ayla Algan’ın da aralarında olduğu laborantların çalışmaları için, araştırmalarına yönelik yerel ve uluslararası, konusunda uzman eğitmenler davet edilmektedir. Bu anlamda bir kurum tarafından desteklenmesi çok önemlidir. Bu atölyeler bazen pek rağbet görmemekle birlikte Şehir Tiyatrosu oyuncularına da açılmıştır. Aslında bir yanıyla Şehir Tiyatroları’ndaki oyuncuların beslenmesi, oynadıkları oyunlarda araştırma yapmaya ihtiyaçları varsa bu yapıdan faydalanmaları da söz konusuydu. Bazı oyuncular atölyelere geldiler, oyunları için araştırmalar yaptılar, TAL stüdyosunda çalıştılar, oyunda oynadılar. Yani entegrasyonu daha iyi olabilseydi belki içerden kurumun işleyişini dönüştürücü bir etkisi olabilirdi. Tiyatrodaki oyunculara ne kadar yararı oldu bilemiyoruz fakat TAL’e dışarıdan gelen çok oyuncu ve farklı disiplinlerden insanlar oldu. TAL’den aldıklarıyla kendi yapılarını oluşturdular.
Çatı Çağdaş Dans Sanatçıları Derneği, TAL Dans gibi yakınımızda örnekler var.
Beklan Algan’ın TAL’nın düşünsel alt yapısını oluştururken en çok etkilendiği kişilerin başında Prof. Dr. Süleyman Velioğlu gelmektedir. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nde “Psikopatolojik Sanat Laboratuvarı”nın kurucuları arasındadır ve aynı zamanda da ressamdır. Süleyman Velioğlu’nun düşüncesini incelediğimizde, öncelikle onun yeni ontolojinin kurucusu Nicolai Hartman’ın öğretisinden hareket ettiğini görürüz. Yaratma basit bir psişik süreç değil, yeni bir varlığın ortaya çıkarıldığı ontolojik bir süreçtir (S. Velioğlu).
Beklan Algan, “Düşüncelerime sanat, çağdaşlık, yaratıcılık ve özbenlik gibi konularda hala keşfetmeye devam ettiğim çok büyük boyutlar getirmiştir.” der kendisi için. (Gist)
Süleyman Velioğlu bir yazısında Tiyatro Araştırma Laboratuarı, batılı ülkelerde bile eksikliği duyulan, şimdiye kadar insan varlığı üzerine yapılan düşünsel-sanatsal-bilimsel disiplinlerin toplamı dışında, çağdaş insana özgü bir bakış açısı getirmeye çalışan, bu nedenle de insanın henüz ele alınmayan zengin varlıksal kaynaklarını düşünsel-sanatsal-bilimsel konumda, “yaratıcılık” açısından yeniden ele alarak ve günümüzde yaratıcı öz benliğini arayan tiyatronun geniş olanaklar alanı içinde, çağdaş insanı, bütün zenginlikleriyle ortaya koymayı kendine uğraş edinen, bütünüyle eğitsel ve araştırmacı bir amaca yöneliktir. “Kim ki yaratıcı süreç içindedir, onun adı insandır. “(Süleyman Velioğlu)
TAL çalışmalarının ana sorularından ‘Çağdaşlık’ üzerine yazısında da; “Çağdaşlık, şimdi buradaki evrensel oluşa, onun bütünlüğünü kurmak amacıyla katılma bilincidir.” demektedir.
Beklan Algan ve Haluk Şevket Ataseven’in yazdıkları; çağdaş insanın tanımında, üçüncü tiyatroya giriş ve çağdaş insanın varlık nedeninin oluşmasında geniş zamanlı tiyatro eğitimi başlıklı metne göre; insanın iletişim ihtiyacından kaynaklanan, kendiliğinden gelişen, gün içinde yaşananların taklit edilmesine dayanan tiyatro birinci tiyatrodur.
Tarih içinde insanın doğadan kopuşu ve kent-devletin oluşumunun ardından sözlü dilin yerini yazılı dile bırakmasıyla gelişen burjuva ahlakının metinlere aktarılmasının bir ürünü olan tiyatro ise ikinci tiyatrodur.
Algan ve Ataseven TAL’ın tiyatro yaklaşımını içeren üçüncü tiyatro ise burjuva ahlakının yarattığı tiyatro anlayışının yerleşik değerlerini ister istemez ters yüz etmektedir. Tiyatro yaşamın taklidi değildir. Bireyin bütünleşememesini ortadan kaldıracak yaratma potansiyelini, her durumda işler kılacak görsel bir dildir. Görsel dil, yaratıcılık anında kendi sözlü dilini de birlikte var etmelidir. Bu durumda ikinci tiyatronun önemle üzerinde durduğu karakter yaratmak boşlukta kalmaktadır. Karakter, toplumsal otoritenin yazılı dil aracılığı ile ortaya getirdiği yasa dilinin koymuş olduğu ilkelere bağlı olan ve değişmeyen bir yapıdır. Kendi içinde değiştiği halde yaşadığı topluma karşı değişmez görünmenin hastalığını da içinde taşır.
Yine bir başka boyutta tiyatro artık bir eğlence değildir. Çünkü yaratıcılığın eğlenceyle, gülüp ağlamakla bir ilgisi yoktur. Bu durumda üçüncü tiyatro, bir ticari meta olma özelliğinden uzaklaşmaktadır.
Üçüncü tiyatroda yazılı olayların yerini, yaratıcı durumlar aldığı için ister istemez üçüncü tiyatro toplumu yaratıcı bilinç yapısına oturtan bir eğitim ve kültür olayı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Üçüncü tiyatro, bir bilinç araştırmasıdır ve kendi varlığını var edene kadar yaratıcı deneylere açık alanlarda, insanın bağımlı koşullanmışlığının yazgısını kırmaya çalışacaktır.
Bir bakıma çağdaş insanın varlık nedenlerinin oluşmasında asıl etkin olacak öğe, ondaki algısal değişimdir. Bu değişim elbette sanatın alışılmış anlamlarını da değiştirecektir. Öyle sanıyoruz ki bu yaratıcı süreç, insanın insanlaşmasını gerçekleştirecek bir süreç olacaktır.
Bu anlamda da Çağdaş Oyunculuk İçin Bir Çalışma Yöntemi olan Ontik Tiyatro Yöntemi üzerine çalışmışlardır.
TAL de aynı zamanda herşey arşivleniyordu; oyuncu notları, ses kasetleri, videolar, araştırma için alınan kitaplar, makaleler vs.
Ve böylece de aslında TAL günümüze kaldı, yıllarca evimde sakladım arşivi ve şimdi Kadir Has Üniversitesi Film ve Drama bölümünün başındaki Zeynep Günsur Yüceil destekleriyle Kadir Has Üniversitesi’ne taşındı. Sevgili Zeynep Günsur ve Özlem Hemiş’in destekleriyle Tubitak’tan Tiyatro Antropolojisi Alanından Bir Örnek Olarak Tiyatro Araştırma Laboratuvarı’nın (TAL) Araştırmaları: Anadolu’nun Gelenek ve Ritüelleri ile Çağdaş Gösteri Sanatları Arasında Kurulan Köprü proje başlığıyla bir fon alındı ve bu kapsamda arşiv dijitalleşecek ve kullanıma açılabilecek ve bir Performans Araştırmaları Enstitüsü için veri tabanı oluşturulmasına imkan sağlayabilir gibi de bir önerisi var.
Tiyatro Araştırmaları Laboratuvarı’na bu proje kapsamında gönülden destek veren doktora öğrencileri Dafne Bari ve Sedanur Akyavaş a çok teşekkür etmek istiyorum.